Skip to main content

Neden vegan oldum?

Bu yazıda sayısal değerlerden bahsetmeyeceğim,  konu hayvan olunca kendinizi bir Hitler gibi, bir Nazi subayı gibi düşünmeniz daha doğru. Mezbahalardan ve içlerinde neler döndüğünden de bahsetmeyeceğim, zira youtube bir link uzağınızda, Paul McCartney'nin lafının aksine, mezbahalar belki camdan değil ama içleri görünüyor ve fakat bu kez insanlar başlarını o yöne çevirmiyor. "Kaz tüyü videosunu izledin mi?" "Ayy hayıır izleyemem ben o videoları!" İzlemezsen bilemezsin, işkencenin boyutlarını görmezsen sinirlenemezsin, hayvan çığlık çığlığa karşında bağırırken hüngür hüngür ağlamazsan benim yaptığım gibi -kendi hayatına dair hayvanlar için - büyük bir adım atamazsın, değişiklik yapamazsın, insan soykırımına söverken, hayvan soykırımına ortak olursun.

Önce doluyorsun, gördüklerinle, okuduklarınla, düşündüklerinle, anlam veremediklerinle.. Sonra bir kitap, bir arkadaş bitiriyor işini. Anlık bir aydınlanma, ve karar veriyorsun "et yemiyorum bundan sonra" .. İşte benim sürecim böyle başladı. Zülal Kalkandelen'in tepkileri beni de sinirlendirdi, biyoloji okuyan biri olarak 'insanın etçil olmadığına ben de inanmadım'. Etkiye tepkiler oldu, ailem, eşim, arkadaşlarım, tanımadığım insanlar, iş arkadaşlarım.. Mantıklı sorular sordular, mantıksız sorular sordular, dalga geçtiler, direndiler, takdir ettiler..

Okudum, kitaplar okudum. İngilizce, Türkçe. Araştırmalar, röportajlar, makaleler, denemeler, deneyimler.. İnsanların konuşmalarını izledim..

Sonuç mu?
Geç bile kalmışım! Ama bir yerden başlamak lazım.
Yediğimiz et değil, hayvan..
Ve biz etçil değiliz.

Bunlar yargı değil, kanıtlar, veriler.. ve analizler..
Bu nedenle hiç ısrar etme niyetinde değilim 'sen neden vegan olmuyorsun diye?' Kızmıyorum da. Ben 30 yaşımda anladım, aydınlandım, yoluma daha güzel bir yerden devam ettim. İçinde zulüm olmayan, işkence olmayan, ölüm olmayan..

Hayvanların gözlerinin içine daha güzel bakabiliyorum, Kafka'nın dediği gibi..

Sadece şu soruyu sorun kendinize;
Madem hayvan yemeden sağlıklı yaşayabiliyoruz? Neden yemeye devam ediyoruz? 

Bana cevap vermeyin, vicdanınıza verin.


Dipnot: Meraklısı için, güzel besleniyorum, sağlığım çok iyi.


Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…