Skip to main content

Gök kuşağı

Büyüyor insan.
Ama zamanla değil.
Yaşadıkça. Gördükçe. Hissettikçe.
En çok da çıkmazlara girdikçe, ve o çıkmazlardan çıkabilecek yolları zorladıkça.
Neyse sonuçta bir kez daha şu söze hak veriyorum ki 'zaman sadece armutları olgunlaştırır.'

Korku duvarını aşmak cümlesini ya da deyimini ilk kez Gezi ile ilgili yazılarda okumuştum. Çok anlamlı gelmişti. İnsan hayatının bi çok evresi veya korkusu için kullanılabilirdi. Aslında benim de çok fazla kullandığım bir betimlemedir 'duvarlar örmek' görünmeyen duvarlar.. Görünmemeleri, insanın kabul etmemesinden kaynaklı. Bir şeye tosluyorsun her daim ve fakat neye? Görmezlikten geldiğin bir şeye!

İşte onu görebildiğin an! O duvarla ve korkuyla yüzleştiğin an!

Bir kaç gün geçti.. ben korku duvarını aşalı.. ve aslında korkacak hiç bir şey yokmuş diyeli.. içime sular serpileli.. sadece bir kaç gün..
Şimdi bakıyorum da.. gitmiyorsun. Bırakıp da gitmiyorsun. Ben gidiyorum desem de gitmiyorsun. Belki benden daha sağlam duruyorsun. Bilmiyorum. Bildiğim bir şey var, o da gitmediğin.

30 yaşında bir kadın olduğunda, anlıyorsun, hayatındaki bir çok şeyi sevdiğin erkeğe rağmen ama yine sevdiğin erkek için yaptığını.. yerle bir olup bütün organların çalkalandığında bir tek kalbinin geri adım atmadığını, kendinden emin bir asker gibi kalan son kale olduğunu.. ve istediğin cevapların hiç bir kişi de değil, hiç bir kitap da değil, kalbinde olduğunu.. Yani, 30 yaşında bir kadın olduğunda anlıyorsun o kalbin değerini.. O kalbe, kalplere iyi bakman gerektiğini..

Öyle dalıp kalıyorsun sonra, bakıyorsun ellerine, sigarayı tutuşuna, içine çekişine.. Sonra kokluyorsun biraz, o da seni kokluyor.. sade koklamak, bazen dokunmaktan daha iyi hissettiriyor.. Dokunmaksa uçsuz bucaksız bir şey, sanki hiç altından tam olarak geçemediğin bir gök kuşağı..

Benim duvarımın ardında gök kuşağı vardı..




Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…