Skip to main content

Sevgili Tanrı(m),



Kafama çok ciddi anlamda takılan bir şey var. İnsanlar sana şükrediyor, ve hatta birbirlerine de devamlı 'şükretmeleri gerektiğini' hatırlatıyorlar. Mesela herhangi biri sofradan kalkarken sana şükrettiğinde, senin ona verdiklerin için mi yoksa dünyaya verdiklerin için mi şükretmiş oluyor? Eğer sadece kendine verdikleri için şükrediyorsa bu bencillik olmuyor mu? Eğer dünyaya verdiklerin için şükrediyorsa, bunun anlamı dünyaya verdiğin tüm bu savaşlar, bombalar, füzeler, düşen uçaklar, ölen çocuklar için şükretmek olmuyor mu? İşte bu konuyla ilgili gerçekten kafam çok karışık. Ve yarattığın şeylere neden zulüm ediyorsun? Neden bomba yağdırıyorsun Gazze'nin üstüne? İnsana 'akıl' verdim, kullansın yapmasın diyorsun o zaman neden 'sorgulamasın' lar diyorsun aynı zamanda. Yoksa bu 'Sorgulamasınlar!' repliği sana ait değil mi? O halde kime ait? Biz kimin emrine uyuyoruz? Kim bir yolcu uçağını füzeyle patlatıp, içindeki insanları öldürebilir? Ne için yapar bunu? Senin için mi? Çünkü 11 Eylül'de gökdelene giren uçakları kullananlar senin için yaptıklarını söylüyorlar. Peki sen neden engellemiyorsun? Bir bebek, daha doğalı 5 ay olmuş bir bebek nasıl bombayla ölebilir? Buna nasıl müsaade edebilirsin?  Madem öldürmeyi düşünüyorsun, neden doğuruyorsun? Neden insanlara acı çektirerek, kayıp üstüne kayıplar vererek hayatı öğretmeye çalışıyorsun? Güzelliklerle öğretmeyi tercih etmemen neden? İşte tüm bunlar yüzünden, senden nefret etmem gerekiyor, ve bunu yapmak istemiyorum, bu yüzden daha sakin bir yolu tercih ediyorum, ...
Ve, son bir şey, babamın kalbiyle uğraştığın için sana ayrıca çok kızgınım. Tüm bunları anlamam mümkün değil, ama anlatmak istersen her zaman buradayım. 

Deniz

Fotoğraf wissamgaza adlı kullanıcıya aittir.

Comments

hakan haddur said…
bence bu konu hakkında yazmaya devam edin kaleminize sağlık,babanız içinde üzüldüm geçmiş olsun.
hakan haddur said…
merhabalar,bloğunuzla bugün tanıştım iyiki tanışmışız ne geç kaldığımı hissetsemde.sevgili tanrım a olan kızgınlıklarıma söcü olmuş gibisin kalemine sağlık.babanız içinde üzüldüm :/

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…