Wednesday, July 16, 2014

Ahşap masa - I

I
Bir kere de tarih atmayalım, ne var yani. Kim bilir ne zaman yazıldı, kim bilir nerede… Nerede olduğu belli, ahşap masada. Sonunda kavuşulan ahşap masada. Masanın üstünde bir iki kitap ve bir iki defter, evin anahtarı, bir iki kalem ve bir iki kumanda var. Bir de bilgisayar pek tabi. Arkamda kocaman iki kitaplık, sahip olduğum en değerli şey. Hem maddi hem manevi bir birikim. 2014 yılının nisan ayında, doğum günümü ailemden herkes unuttu ve hatta sevgilim de. Çok tepki verdim mi? Hayır. İçten içe bir üzülme hali vardı sadece, “yaşlanıyorsun işte Deniz” (30) dedim kendime, sen bile eskisi gibi önemsemiyorsun kendi doğum gününü diye de ekledim. Pek de kızmaya hakkım yok hani sevdiklerime. Her neyse. Kimsenin hatırlamadığını eve gelen bir arkadaşıma söyledim- Özlem- ‘ben olsam mahvederdim onu, sen ne yaptın kızım, hiçbir şey yapmadın mı yani?’ falan dedi. Ve kütüphanemi göstererek ekledi ‘işte seni bu kitaplar böyle yaptı, hayranım bu huyuna!’ Yani, illa ki arkadaş olmaya gerek yok onlardan bir şey öğrenmen için; John Fante, Dostoyevski, Paul Auster, Vedat Türkali… Aslında hepsiyle bir kahve içebiliyorsun, sorular sorsan cevapları var sana, ne olur sanki bedenleri yoksa karşında? Velhasıl, -uzun zamandır biriktirdiğim- kitaplarım ve -uzun zamandır sahip olamadığım- ahşap masam sonunda istemediğimiz kadar çok yalnızız. Önceden de yalnızdık zaten, sadece gereksiz bir gürültü vardı çevremde, eski ev arkadaşım ve sonradan gelip eve yerleşen nişanlısı. Zorla yapılan sohbetler, yapmacık gülümsemeler, devamlı bir çamaşır suyu kokusu, mutfaktan eksilmeyen bulaşık sesi… Kısacası, evde maksimum temizlik ve fakat minimum iletişim vardı. İşte tüm bunlar yalnızlığın düşmanıydı. Hepsi bitti. Şimdi kitaplık, ahşap masa ve unutuyordum, DVD player ımla bir hayat sürüyorum. Ulusal televizyon kanalları için bir çanak lazım ayrıca internet bağlatmak. Fakat ben ikisini de istemiyorum. Çünkü ne olacak biliyor musun, yani eğer ikisini de eve getirirsem ne olacak? Her yer Tayyip olacak. Benim zamanımda yaşayan biri bu yazıyı okuyorsa gülüp geçecektir, ileri ki zamanlarda okunuyorsa, siz hala Diktatör Tayyip’i derslerde işlemeye başlamadınız mı? Biz ne zor devirdik o vatan hainini devrimle! Her şey bir ağaçla başladı. Evet. Yabancı milletler, bilmem kaç yılda bir, büyük otellerde, küresel ısınmanın önüne geçilmesi için, doğanın korunmasını vurgulayan toplantılar düzenleyedursun, biz bir ağaç için 7 can verdik, ve bilmem acaba kaç tane de göz.. Keşke yaşasaydı da Gezi’yi görseydi diyeceğim bir kaybım yok iyi ki, ailem gördü Gezi’yi. Bu ülke ve hatta inanmazsın dünya gördü Gezi’yi. Turgut Özakman’ın ruhu şad oldu tekrar, Şu Türkler bir kez daha çıldırdı.
Peki, bu derin ama anlamlı, her yanında ve her anında ayrı güzelliği, detayı, bilgisi olan Gezi’yi bir anda anlatmak değil derdim. Aklıma geldikçe, yazıma serpiştirmek taraftarıyım. Çünkü içinde olduğumdan, ucundan kenarından yakaladığımdan, kendi ülkemde böyle şahane bir harekete şahit olduğumdan bile gurur duyuyorum ve o günlerde yaşanılanları kesinlikle unutmak istemiyorum…
Yaptıklarıyla ve ayrıca tipiyle de Hitler’e benzeyen Tayyip’i görmek istemediğimden (ki şu günlerde sokaklarda, bilboardlarda fotoğrafları var ve altında ‘sağlam irade’ yazıyor) DVD playerımla bir süre idare etme taraftarıyım. Bu sefer de evde haber alabileceğim pek bir şey kalmadı. Telefonda ancak pencere kenarında çekiyor, bu yüzden telefondaki internette çok kullanışsız. Geçen gece tam uyumak üzereyken, dışarıdan bir sürü korna sesi duydum, ne oluyor diye kalktım yataktan, ilk aklıma gelen şey Taksim oldu; Taksim’de bir olay mı var yoksa? Pavlov’un köpeği gibiydim yani, zil sesi yemekse, korna sesi devrim demek oldu benim için. İçimiz dışımız siyaset oldu. Neden dersen, diktatörlükle yönetiliyoruz da onun için. 31 Mayıs 2013 Türkiye’nin özellikle gençliğin uyanışı oldu.

Şimdi çiçekli perdemin yanında, ahşap masada, arkamda kitaplık.. düşünüyorum da anlatacak ne çok şey var. Anlatırız elbet, yavaş yavaş da olsa.. 

No comments:

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...