Skip to main content

Memnune Teyze'nin bildiği

Erzincan'dan dönüyoruz, uçak indi, ben arkada kabin memuru koltuğunda, daha uçak pistten çıkmamış, kabinden minyon, baş örtülü, yaşlı başlı bir teyze koptu geldi. 'Teyze' dedim, 'kalkma ayağa, otur yerine, düşersin, daha gelmedik park yerine' . Yok. Yanıma kadar geldi, 'ben fena oldum iyice' dedi, 'madem buraya kadar geldin, bizim koltuğa otur o zaman ' dedim, yanıma oturdu. Park yerine doğru gidiyoruz, teyze bana baktı ve 'sen evli misin?' kızım diye sordu. 'Değilim' dedim. 'Boşver, evlenme!' dedi birden. 'Adamı başka dert, çocuğu başka dert bunların!' Sanırım o teyzeden duymayı beklediğim en son cümleydi bunlar. Daha çok 'aa kızım senin evlilik yaşın gelmiş de geçmiş' diyecek türden bir teyzeden bu cümleleri duyunca ben şaşırdım tabi ki. Sonra teyze çantasından, bir siyah beyaz vesikalık çıkardı. Fotoğraftaki kendisi. O kadar güzel ki. Ömrünü nasıl ailesine harcadığını ondan sonra anladım. İsyanını da. 
56 yaşındaymış, Memnune teyze. Bir beyin ameliyatı geçirmiş, gözünü kaybetmiş, tek gözü görmüyor ve rahmiyle böbrek üstü bezleri alınmış. Diyor ki; "Nasıl alıştırırsan öyle gider!, Sev, say. O ayrı. Ama o da insan, eli ayağı tutuyor, senin yaptığın her şeyi o da yapabilir. İlk evlendiğimizde, çok özenirdim, iç çamaşırlarını bile ütüler, katlar öyle koyardım. Banyodan sonra da, yatağın üzerine çıkarırdım eşyalarını, hangi mintanın üzerine hangi kazak olursa hepsini ben hazırlar koyardım. Ama şimdi yapamıyorum artık. E 4 te çocuk büyüttük, az mı? Hala daha uğraşıyoruz. Artık istiyorum ki kendi çıkarsın eşyalarını, giysin. Ama yok, bir de bana yapmadığım için kızıyor, hiç iyi ev kadını değil mişim! Diyorum ya, nasıl alıştırırsan öyle gider. "

E vardır Memnune Teyze'nin de bir bildiği herhalde. 

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…