Skip to main content

Bir Eyfel'siz Paris hikayesi..

Siz hiç Paris'e gidip Eyfel'i görmeden geldiniz mi? Çok pis koyuyor insana, orası ayrı. Hem de 3 kere, gittim geldim. Uçaktan baktım belki inişte görürüm diye, ı-ıh olmadı. Belki otel odamın penceresinden görünüyordur dedim, ı-ıh görünmüyordu.
Meg Ryan'ın French Kiss filmindeki gibi, hep teğet geçtim Eyfel'e. Çünkü sadece, gece 6-7 saat kaldım. Hostes hali bu işte. Şehirlerden, ülkelerden tadımlık alıyorsun.. doymadan dönüyorsun.. millet sanıyor ki hakkaten geziyor, tozuyor bizim kız. Eyfel'i görmeden Paris'ten dönmek, bir safari yapmadan Afrika'dan dönmek.. işte bunlar hep hostes hayatı.. 
Bazen de gerçekten şehri görmek için zamanın oluyor, daha doğrusu bir zaman dilimin oluyor elinde, iki uçuş arasında kendine ayırabileceğin, işte onu nasıl harcayacağına sen karar veriyorsun. Ya gidip otele ölü gibi 16 saat uyuyup, sonra bir duş alıp uçağa geri geliyorsun. Ya da uyumuyorsun, dışarı çıkıp geziyorsun fazla uzaklaşmadan pek tabi ki, ve neden aldığını hatırlamadığın garip şeyler satın alıyorsun. E canım sen de zamanını düzgün kullan, hem uyu hem gez.. denebilecek ne bir durumumuz var, ne bir zamanımız ve de biyolojimiz. O yüzden her ülkede farklı bir tadımlık anı kalıyor hostesin ağzında.. işte bazısı da Paris- Eyfel hikayesinde olduğu gibi ekşimtırak bir tat.. 

O tada inat, evde Eyfel! 
:)

Comments

cem cengiz said…
bu yazıda bana çok kötü laf sokulduğunu düşünüyorum nedense hayatım :) telafi etmek için bir sonraki gidişinde gitmişken çık gez eyfel i gör dememe rağmen olmadı ya, yanarım:)

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

günlerden bugün

yok yok .. burası bi günlük değil sadece durak noktası bi nevi.. benim için yani . günün şarkısı ---> honey honey grubundan LITTLE TOY GUN ! ... is my little toy gun ! süper şarkı . myspaceleri var dileyene---> http://www.myspace.com/honeyhoneyband her ne kadar gece bi türlü uyuyamasam da güzel uyandım bugün . bilmiyorum artık duvarlarımı çok ince yapıyorlar yoksa insanlar sözlerini dinlettirmek için gecenin bi saati insanları rahatsız etmiyim falan demeden yüksek sesle mi konuşuyor .hiç bir fikrim yok ama hiç acımam gece çalarım kapılarını uyarmak için dün yaptığım gibi . dün gece bir de sivri sinek vardı içerde , onu yakalama bahanesiyle bir sürü sayfa kitap okudum ama sonra tam olarak kulağımın yanında vızıldayıp geçerek arkamdaki duvara konan sivrisineği bi hışımla öldürdüm . sonra teşekkür ettim . kanı duvarda kaldı sineğin , yastığımın üst tarafında ve öyle uyudum .. bugünler güzel günler , değerini bilip tadını çıkarmak lazım diye yazıyorum bu durak noktası notlarını , pek…