Tuesday, January 7, 2014

Bir Eyfel'siz Paris hikayesi..

Siz hiç Paris'e gidip Eyfel'i görmeden geldiniz mi? Çok pis koyuyor insana, orası ayrı. Hem de 3 kere, gittim geldim. Uçaktan baktım belki inişte görürüm diye, ı-ıh olmadı. Belki otel odamın penceresinden görünüyordur dedim, ı-ıh görünmüyordu.
Meg Ryan'ın French Kiss filmindeki gibi, hep teğet geçtim Eyfel'e. Çünkü sadece, gece 6-7 saat kaldım. Hostes hali bu işte. Şehirlerden, ülkelerden tadımlık alıyorsun.. doymadan dönüyorsun.. millet sanıyor ki hakkaten geziyor, tozuyor bizim kız. Eyfel'i görmeden Paris'ten dönmek, bir safari yapmadan Afrika'dan dönmek.. işte bunlar hep hostes hayatı.. 
Bazen de gerçekten şehri görmek için zamanın oluyor, daha doğrusu bir zaman dilimin oluyor elinde, iki uçuş arasında kendine ayırabileceğin, işte onu nasıl harcayacağına sen karar veriyorsun. Ya gidip otele ölü gibi 16 saat uyuyup, sonra bir duş alıp uçağa geri geliyorsun. Ya da uyumuyorsun, dışarı çıkıp geziyorsun fazla uzaklaşmadan pek tabi ki, ve neden aldığını hatırlamadığın garip şeyler satın alıyorsun. E canım sen de zamanını düzgün kullan, hem uyu hem gez.. denebilecek ne bir durumumuz var, ne bir zamanımız ve de biyolojimiz. O yüzden her ülkede farklı bir tadımlık anı kalıyor hostesin ağzında.. işte bazısı da Paris- Eyfel hikayesinde olduğu gibi ekşimtırak bir tat.. 

O tada inat, evde Eyfel! 
:)

1 comment:

cem cengiz said...

bu yazıda bana çok kötü laf sokulduğunu düşünüyorum nedense hayatım :) telafi etmek için bir sonraki gidişinde gitmişken çık gez eyfel i gör dememe rağmen olmadı ya, yanarım:)

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...