Thursday, January 23, 2014

Memnune Teyze'nin bildiği

Erzincan'dan dönüyoruz, uçak indi, ben arkada kabin memuru koltuğunda, daha uçak pistten çıkmamış, kabinden minyon, baş örtülü, yaşlı başlı bir teyze koptu geldi. 'Teyze' dedim, 'kalkma ayağa, otur yerine, düşersin, daha gelmedik park yerine' . Yok. Yanıma kadar geldi, 'ben fena oldum iyice' dedi, 'madem buraya kadar geldin, bizim koltuğa otur o zaman ' dedim, yanıma oturdu. Park yerine doğru gidiyoruz, teyze bana baktı ve 'sen evli misin?' kızım diye sordu. 'Değilim' dedim. 'Boşver, evlenme!' dedi birden. 'Adamı başka dert, çocuğu başka dert bunların!' Sanırım o teyzeden duymayı beklediğim en son cümleydi bunlar. Daha çok 'aa kızım senin evlilik yaşın gelmiş de geçmiş' diyecek türden bir teyzeden bu cümleleri duyunca ben şaşırdım tabi ki. Sonra teyze çantasından, bir siyah beyaz vesikalık çıkardı. Fotoğraftaki kendisi. O kadar güzel ki. Ömrünü nasıl ailesine harcadığını ondan sonra anladım. İsyanını da. 
56 yaşındaymış, Memnune teyze. Bir beyin ameliyatı geçirmiş, gözünü kaybetmiş, tek gözü görmüyor ve rahmiyle böbrek üstü bezleri alınmış. Diyor ki; "Nasıl alıştırırsan öyle gider!, Sev, say. O ayrı. Ama o da insan, eli ayağı tutuyor, senin yaptığın her şeyi o da yapabilir. İlk evlendiğimizde, çok özenirdim, iç çamaşırlarını bile ütüler, katlar öyle koyardım. Banyodan sonra da, yatağın üzerine çıkarırdım eşyalarını, hangi mintanın üzerine hangi kazak olursa hepsini ben hazırlar koyardım. Ama şimdi yapamıyorum artık. E 4 te çocuk büyüttük, az mı? Hala daha uğraşıyoruz. Artık istiyorum ki kendi çıkarsın eşyalarını, giysin. Ama yok, bir de bana yapmadığım için kızıyor, hiç iyi ev kadını değil mişim! Diyorum ya, nasıl alıştırırsan öyle gider. "

E vardır Memnune Teyze'nin de bir bildiği herhalde. 

Friday, January 17, 2014

Geri dönüşüm kutusu

Barış Manço'nun 7'den 7'mişe programına çok katılmak istiyordum. Öyle ki, büyümeyi bekliyordum katılmak için. Daha oraya katılabilecek kadar büyümemiştim. İzliyordum, çok hoşuma gidiyordu. Büyüyünce katılacağım diyordum kendi kendime.. düşünüyordum 'acaba hangi şarkıyı söylesem?'.. ama daha küçüktüm, dediğim gibi. 
Sonra bi baktım, artık çok geç kalmışım. O program için biraz fazla büyümüşüm. Çocukların hepsi benden küçük. Artık gidemem. 
Ne eksik, ne fazla. Tamamen böyleydi yaşadığım şey. Daha erken olduğunu düşünürken, geç kalabiliyorsun hayatta bazı şeyler için.. 've artık çok geç' cümlesi içinse bir geri dönüşüm kutusu yapılamıyor ne yazık ki.. 

Tuesday, January 7, 2014

Bir Eyfel'siz Paris hikayesi..

Siz hiç Paris'e gidip Eyfel'i görmeden geldiniz mi? Çok pis koyuyor insana, orası ayrı. Hem de 3 kere, gittim geldim. Uçaktan baktım belki inişte görürüm diye, ı-ıh olmadı. Belki otel odamın penceresinden görünüyordur dedim, ı-ıh görünmüyordu.
Meg Ryan'ın French Kiss filmindeki gibi, hep teğet geçtim Eyfel'e. Çünkü sadece, gece 6-7 saat kaldım. Hostes hali bu işte. Şehirlerden, ülkelerden tadımlık alıyorsun.. doymadan dönüyorsun.. millet sanıyor ki hakkaten geziyor, tozuyor bizim kız. Eyfel'i görmeden Paris'ten dönmek, bir safari yapmadan Afrika'dan dönmek.. işte bunlar hep hostes hayatı.. 
Bazen de gerçekten şehri görmek için zamanın oluyor, daha doğrusu bir zaman dilimin oluyor elinde, iki uçuş arasında kendine ayırabileceğin, işte onu nasıl harcayacağına sen karar veriyorsun. Ya gidip otele ölü gibi 16 saat uyuyup, sonra bir duş alıp uçağa geri geliyorsun. Ya da uyumuyorsun, dışarı çıkıp geziyorsun fazla uzaklaşmadan pek tabi ki, ve neden aldığını hatırlamadığın garip şeyler satın alıyorsun. E canım sen de zamanını düzgün kullan, hem uyu hem gez.. denebilecek ne bir durumumuz var, ne bir zamanımız ve de biyolojimiz. O yüzden her ülkede farklı bir tadımlık anı kalıyor hostesin ağzında.. işte bazısı da Paris- Eyfel hikayesinde olduğu gibi ekşimtırak bir tat.. 

O tada inat, evde Eyfel! 
:)

Saturday, January 4, 2014

Nelson Mandela: Kendimle Konuşmalar'dan Notlar - 2

(...) Felaketten kaçınmanın tek yolu masum insanları zindan da tutmak değil, kışkırtıcı eylemleri bırakarak, mantıklı ve açık görüşlü politikalar üretmektir.

(...) Hapishanede gördüğümü kötü muamelenin gerçek açıklaması budur: son 5 yıldır devamlı kazma kürekle çalıştırılmak, berbat şekilde beslenmek, en temel kültür yayınlarından mahrum bırakılmak ve dış dünyadan tecrit edilmek.

(...) Kendi çocuğuma bile olsa nutuk çekmekten nefret ederim, meseleleri tamamen eşit bir zeminde tartışmayı ve görüşlerimi tavsiye şeklinde ortaya koymayı tercih ederim.

(...) Hapishane ziyaretinin kelimelere dökmesi güç bir anlamı vardır. Bu uygulama hemen her ülkede geçerli bir hapishane yasası rutini  olup, her ziyaret günü bir öncekinin tıpatıp aynısıdır: aynı ortam, aynı yüzler, aynı diyaloglar, aynı koku, göğe kadar uzanan duvarlar ve hiç bir zaman kaybolmayan, hapishane kapısının dışında sizin uzanamadığınız heyecan dolu bir dünya bulunduğu duygusu. Bir sevdiğinizin, bir dostunuzun hatta hiç tanımadığınız birinin ziyareti bile, bunaltıcı tekdüzeliği kırarak tüm dünyayı hücrenize taşıyan unutulmaz bir anıdır.

(...) Yeni bir dünyayı, kollarını kavuşturup uzaktan seyredenler değil, arenaya çıkıp giysileri fırtınadan paramparça olan, bedenleri mücadele içinde hırpalanan insanlar kazanabilir.

(...) daha açık bir deyişler, bu kalın duvarlar arasında tıkılmış olan sadece bedenimdir.




Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...