Skip to main content

nazwam sie Khan

Bir film izledim, etkilendim. My name is Khan. Filmi anlatmayacağım, anlatamayacağım kadar iyi. Hint filmlerini çocukluk zamanlarımdan beri sevdim zaten. Hatta eskiden Türk kanallarında çokça gördüğümüz bu değişik kültür, Bollywood' un bu kadar ilerlemesine rağmen neden artık bizim kanallarımıza gelmiyor veya getirtilmiyor. Aptal kutumuz, biraz daha az aptal kutu olurdu hem. Bizim, içeriğinde çoğunlukla hırs, aldatma, birbirinin kuyusunu kazma dizilerimiz her yana servis edilirken, artık Hollywood'la dahi yarışan bir film sektöründen neden bu kadar uzağız, zamanında çok yakınlaşmışken anlayamıyorum. Her neyse..
Uçuşla gittiğim ve bir kaç gün kaldığım da, Delhi ve Mumbai' de izlemek ayrı bir tat zaten, en azından buna sahibim damağımda. Siz istediğiniz kadar boşaltın televizyonlarımızı.
Evet, etkilendim. Tüm savaşları, tüm kavgaları ve tüm çatışmaları, ne çözer dersiniz? Evet, cevabı içinizden tekrarlıyorsunuz ve fakat siz de o kadar saçma, o kadar gerçek dışı şeyler görüyorsunuz ki bugünlerde, o cevabı dillendirmeye gerek yok diyorsunuz.. Eskidendi o.. 'Sevgi' eskidendi, her şeyi çözen sevgi.. Bilmem, 'Eskiden?' derken, ben eskide yaşamadıysam, biz eskide yaşamadıysak, nasibimizi alamayacak mıyız yani sevgiden? Bilmem.. Onca jeolojik devirden geçen ve kendini yenileyen dünya, 'sevgisizlik'ten kurtulamazsa? Bu kez kendini yenileyemezse..

Charlie Chaplin'in 1940 yılında vizyona giren The Great Dictator  filminde yaptığı konuşmadaki gibi 'Zekadan çok, iyiliğe ve anlayışlı olmaya ihtiyacımız var. ' Gördüğünüz gibi 70 yıl sonra da ihtiyaçlar aynı..

Ve aslında biz tüm bunları biliyoruz da, olup bitenler yüzünden, içimizin en derinine itiyoruz, o kadar derin ki bulup çıkarması çok zor . Neden mi? Sırf güçlü olalım diye! Olamıyorsak da en azından güçlüymüş gibi yapalım diye!

Güçlüymüş gibi yapmak, güçlü olmak demek değildir beyler bayanlar. Ayrıca bu dünya güçle değil, sevgiyle dönüyor...


Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…