Skip to main content

Grev Günlükleri -3: Hak aramak böyle bir şey..

Hayatın monoton akışında seyrederken, karar mekanizmanı çalıştırman gereken bir durum oluşuyor.. Mesela adamlar çıkmış kampüsündeki ağaçları kesiyor, mesela adamlar çıkmış senin kürtaj hakkını elinden alıyor, mesela adamlar çıkmış ülkeni bir bir satıyor, mesela adamlar çıkmış senin çalıştığın dükkanı satıyor ama senin maaş içeride, veya adamlar çıkmış senin grev hakkını elinden alıyor, arkadaşlarını bir kalemde işten atıyor..

Sonuçta karar verilip, o eyleme geçiliyor. Eylem ne? Grev! 15 mayıs 2013.. 

Hak arıyorsun.. sendikanla birlikte.. Sendikanın değeri başka bir gün bu kadar anlaşılmazdı herhalde diyorsun içinden.. Sonra heyecanla anlatıyorsun herkese derdini, ona buna şuna, grevin 9. günü olmuş mesela, NTV yi arıyorsun, neredesiniz? diyorsun. Bu ülkede haber kanalı diye geçinen NTV nerede, kamerası nerede mikrofonu nerede? Sen direniyorsun ya, istiyorsun ki bütün dünya duysun. Yani aşık olduğun duyguya çok benziyor. Adamlar geliyor sonunda, çekiyor kalabalığı, içten içe gurur duyuyorsun kendinle, ama sonra akşam televizyonda yayınlamıyorlar.. İçten içe sinir oluyorsun kendine.. 

Algın değişiyor, gazete de okumak için seçtiğin haberler dahi değişiyor.. Kim hak arıyor? gidelim, ona soralım derdini, elimizden bir şey gelir mi? ..( Feniş işçilerini ziyaret ettim. Onlar merkezi bir yerde değiller, şehirler arası bir yoldalar, bu nedenle dikkatleri oraya çekmek daha zor. Dertleri ne? Fabrika kapanmış, son 3 ay zaten maaşları verilmemiş, kıdem tazminatları da cabası. 30 küsür gündür fabrikanın önündelermiş.. Fabrikanın bahçesine yaklaştıkça, insanların gülümsediğini farkettim, fakat onlar için geldiğimi anlamadılar başta, yol falan soracağımı düşünmüş olabilirler.. sonra onlara aslında onlardan biri olduğumu anlattım, onlar da bana anlattı, paralarının içeride kaldığını, yapılan haksızlıkları.. Sonra hatıra defterlerine bizim kazanacağımızı yazdım.. )

1 ay, 2 ay.. mahkemeler..gezi..  organizasyonlar.. toplaşmalar.. çalışmalar..3 ay.. 4 ay.. grevi kıranlar..
Artık bıkıyorsun anlatmaktan, hangisine daha fazla üzülsen acaba? Hiç greve çıkmayana mı, grevi yarım bırakıp gidene mi? 
Arkadaşların arıyor.. ve beklenen soru 'grev nasıl gidiyor?' .. aklından bin tane tam yerine oturacak cümle geçiyor, ve ama sen 'iyi' diyorsun.. Alışmışsın ya.. Nasılsın? İyi.. der gibi.. 
Karşındaki genelde, sanki grev yapmak çok olağan bir davranışmış, çevresinde herkes grev yapıyormuş gibi davranıyor. Ya da senden çok biliyor, kesinlikle senden çok biliyor. Öyle cümleler kuruyor ki kendinden şüphe ediyorsun. Acaba 4 aydır grevde olan ben miyim, yoksa o mu? diyorsun kendine.. 
"Sizin sendikada çok para var, size niye vermiyorlar?" (soruyu soran sendikasız işçi)
"Sizin başkanda ağa olmuş o zaman."  
"Sizin arkadaşlarınız sizi sattı!" (Hadi canım!)

Daha neler neler, 6 ay geçti..Bir madalya beklemiyorum tabi ki ama  grevde olduğum için beni takdir eden kişi sayısı bir elin parmağını daha geçemedi. Beni diyorum, gayette kişiselleştiriyorum, üzgünüm. Çünkü direniş bir örgütlenme işiyse bile, birey olarak var oluyorsunuz o direnişin içinde, yanlışınızla doğrunuzla gücünüzle zayıflığınızla.. Gidebildiğiniz yere kadar.. Evet, toplu halde daha güçlü hissederken kendini eve gittiğinde, yalnızlığın ve dayanmak için çok az paranın olduğu gerçeğiyle yüz yüze geliyorsun, 30 yaşında tekrar baba evine dönmen gerektiğini fark ediyorsun, 5 ay... 6 ay.. Artık seni arayıp da hükümet böyle falan filan diyene tersleniyorsun,  erkek arkadaşına bile tersleniyorsun, bir dahakine kendini düşün yavrum diyen babana tersleniyorsun..

Neden mi? Çünkü sen büyüdün. Hayatında en fazla büyüdüğün ve olgunlaştığın yıl oldu 2013.. Bunu yaşayan sensin. Günlerce kitap karıştıran karıştıran, işçi - sendika - sınıf kavramlarını anlamaya çalışan, sağa sola mail atıp derdini anlatıp cevapsız kalan, seni savunmaya geçirecek her türlü cümleyi duyan ve ama senin ortaya koyduğun direniş için semzpozyum hazırlayan Türkiye Barola Birliği'nde bir gün geçiren de sensin. Fikirlerine çok saygı duyduğun Baro başkanı Metin Feyzioğlu' nun senin tarafında olduğunu en iyi hisseden de sensin.. 6 ayda kaybettiğin parayla elde edemeyeceğin deneyimi kazanan da sensin.. Dolayısıyla yaşadığın bu deneyimle çevrendekileri etkileyecek olan da yine sensin! 

Greve dair çekilen belgeselde arkadaşlarını omuz omuza gördükçe, ve herkes bugün olsa yine aynı şeyi yaparım dedikçe.. ne güzel insanlarla direnişin babası olan greve gittiğin için kendinle 'içten içe' yine gurur duyan sensin!
;)

Belgeseli izlemek isterseniz; http://www.youtube.com/watch?v=koNmQRhSVp4. Videonun sonuna doğru bir arkadaş var ' herkes hayatı boyunca bir kez yapmalı' diyor :) E haklı!

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…