Skip to main content

Grev Günlükleri - 4: Bitti!

Grevimiz bugün bitti.
Ya da bitirildi.
7 ay 4 gün.
Çok fazla soru işareti, çok fazla dedikodu, çok fazla yalan.
Fakat çok büyük bir deneyim. Paranın hayatındaki yerini öğrenmek, senin çevrendeki insanların senin paranla veya refah düzeyinle ilgili davranış şeklini fark etmek.. bunlar da edindiğim ilginç izlenimler oldu.
Bugün biz kazandık mı? Sanmıyorum. Yola çıkarken en azından solcu bir sendikamız vardı, bugün o da yok. Artık sarı bir sendika var, havacılık sektöründe. Alakadar olmayanlar bilmeyebilir, sarı sendika demek, işveren yanlısı sendika demektir.
Grev ile ilgili düşüncelerimi merak edenler fakat bunun yanında daha çok sorgulayanlar oldu. Ama asıl önemli olan kendi hayatlarını sorgulamalarıydı, onlara verdiğim bazen gergin bazen sabrımın sonunda olan cevaplarımla aslında amacım biraz onları kendilerine de döndürmekti.
Mesela sen..
İşçi misin? Büyük ihtimalle öylesin. Daha mantıklı bir soru sen işçi olduğunun farkında mısın? Çünkü çoğumuz bunu greve çıkınca fark etti.
Evet, işçisin.
Peki, sendikan var mı? Büyük ihtimalle yok. Neden?
Bugün, Uluslar arası Çalışma Örgütü'nün örgütlü çalışmalarla ilgili sözleşmesini imzalamış, ve uluslar arası sözleşmeleri hukuk normları içerisinde kendi yasasında bile yukarıda olan bir ülkede neden sendikalardan bihaber insanlar? Neden işverenlerin, sendika kurulum aşamasına müdahil oldukları her engel devlet tarafından kaldırılmıyor. Madem ki imzayı bastınız ILO'da.
Ve sen, sendikan olduğu zaman neler kazanacağını bilmiyorsan, zaten hiç bir zaman sendikan olmaz.
Beni sorgulamadan önce, çuvaldızı kullanmalısın.
Yani, uzun lafın kısası, ben çok şey öğrendim bu süreçte. Hayat öğretiyor zamanı gelince. Kendimi kitap kurdu sanan ben, roman kahramanları içinde kaybolmuşum. Okunması, değerlendirilmesi, ve insanı olgunlaştırması açısından çok değerli deneme, araştırma, hukuksal verileri okumamışım. Ben okumuyormuşum.
Peki, bugün biz kaybettik mi? Hayır. Ben kazandığım bunca şey varken, nasıl kaybettim derim?
Nedir yani, sen şunu bize bir özetle o zaman, derseniz eğer.. Brecht'in bir cümlesi yeter..

(...)haksızlığı haklı kılmaz onunla savaşanların yenik düşmesi,
çünkü, yenilgilerimiz,
Bizlerin, alçaklıkla savaşanların sayıca azlığımızı kanıtlar yalnızca.
Ve, siz, seyirci kalanlardan tek beklediğimiz, utanç duymalarıdır hiç olmazsa..

Bu süreçte, seyirci kalmayıp, desteğini hissettirenlere içten teşekkürler, benim için çok önemliydi, çok değerliydi.

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…