Skip to main content

Grev Günlükleri - 2: Grevden öğrendiklerim

1. Sendika, işçi hakları, işçi bayramı, sınıf dayanışması vb. konularda hiç bir şey bilmediğimi ve bu yüzden ne kadar sığ olduğumu anladım.

2. Grevde yaşayarak, dinleyerek, okuyarak bu konularda daha yetkin hale gelirken, çevremdeki bir çok insanın da bu konularda ne kadar sığ olduğunu fark ettim.

3. Grevin ilk zamanlarında ilk iki maddenin doğru olduğunu düşünüyordum ki 5. ve 6. aylarda şunu anladım; bu konulara uzağız çünkü bir hak savaşı bu, ve bu hakkı hiç bir işveren vermek istemiyor, yasalar yanlı, hükümet zaten halkına her daim baskı uyguluyor bu sebeple ebeveynler de bu konulara uzak ve çocuklarının da uzak durması gerektiğini düşünüyor.

4. Greve çıkmak cesaret gerektiriyor: yetişkin kadınlar yetişkin erkeklere oranla daha cesaretli. Ayrıca kazandığınız paranın miktarı arttıkça, egonuz şişiyor olabilir fakat cesaretiniz azalıyor. (3 bin küsür pilottan,1 kişi dahi greve çıkmadı)

5. Bir çok insan 'işçi' statüsünde olduğunun farkında değil, sanıyoruz ki bıyıklı, orta yaş amcalar bir tek işçi.  Bana "neden grevdesiniz" diye soran o kadar çok insan yanında hiç "bizim neden sendikamız yok?" diye kendine soru soran oldu mu acaba..

6. İnsanların kaygılarının yanlış sıralama da olduğunu, bunun da hükümetin politikalarından kaynaklandığını fark ettim. İnsanların öncelikleri,
1. "işimi kaybetmemeliyim"
2." maaşım iyi olmalı"
3. "sağlığım zarar görmemeli"
Dolayısıyla en başta sağlık olmadığından, işimizi kaybetmemek uğruna sağlığımızı kaybediyoruz.

7. İnsanların sorgulaması gereken bir çok şey varken, sendikası grev kararı almış ve doğal olarak grev kararına uyan bir işçi olarak benim kararlarımı sorgulamanın, diğerlerine göre daha kolay geldiğini fark ettim. Ve bunu fark ettiğim günden beri, kararımı sorgulamalarına izin vermezken, onları kendilerini sorgulamaya yönettim. (örnek: benim maaşım çok değil, senin maaşın az)

8. Bir yerde grev varsa, hiç sorgulamadan gidip işçiye destek olabilirsiniz, çünkü her zaman işveren çok çalıştırıp az verir, işçi emeğinin karşılığını tam alamaz, bunun için isyan edemez, kendisine verilen en önemli hak (eğer sendikası var ise) grevdir, bu hakkı kullanıyordur, git ve onu destekle. Yapman gereken tek şey bu.

9. Bir iş yerine 'BU İŞYERİNDE GREV VARDIR' pankartı asılırsa işe gidilmez, greve çıkılır. Hala işe gidiyorsan sende mide yoktur.

10.Yandaş yasa: Eğer işveren LOKAVT kararı verirse, işçinin seçim hakkı yoktur, işe gidemez. Eğer sendika GREV kararı veriyorsa, işçinin seçim hakkı vardır, isteyen grev olmasına rağmen işe gidip bir sendikalı olarak grevi kırabilir.

11. Bir sendika sarı olacaksa (yani işverenle ortak çalışan ve işçilerin hakkını gözetmeyen), hiç olmasın daha iyidir!

12. Arkadaşlarım bana, nasılsın ne yapıyorsun diye sorduğunda ' grevdeyim!' demenin verdiği iç huzurunu hissettim, sanki tek başıma Tayyibe kafa tutuyormuşum gibi:) Sanki thy de grevi desteklemiyoruz diyen Binali Yıldırım'a gözünün içine bakarak Sanane Binali! diyormuşum gibi.

13. Ve 6 aydır içinde olduğum hareketin, grevin.. hayatımın en önemli dönemi olduğunu fark ettim. 10 yıl aynı işyerinde çalışsam dahi bu deneyimi kazanamazdım, bu bilinç düzeyine ulaşamazdım..

Biz, uçağın arkasında yorgunluktan bitmiş bir vaziyette, yönetimi çekiştirmek yerine, ayağa kalkıp, yumruğumuzu havaya kaldırıp, bu böyle gitmez, değiştirmek zorundasınız! diyen insanlarız. Biz sadece kendi haklarımız için sokakta değiliz, biz bu ülkede sendikalı olmayan her vatandaş için, sendikalı olsa dahi grev hakkı olmayanlar için, aynı işi yapmamıza rağmen bir Pegasus veya Onur Air hostesi sendikalı olamadığı ve bizim maaşımızın yarısını almak zorunda kaldığı için, kısacası insancıl çalışma şartları için... fakat herkes için.. GREVDEYİZ...


"Asıl açıklanması gereken, neden aç insanın çaldığı ya da sömürülen adamın grev yaptığı değil, neden aç insanların çoğunun çalmadığı ve sömürülenlerin çoğunun greve gitmediğidir."

Wilhelm Reich

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…