Skip to main content

Grev Günlükleri -1 " Grev hakkında sorulan sorulara ciddiyetsiz cevaplar"



Soru 1. [En 'baba' soru] 4000 lira maaş neyinize yetmiyor da grev yapıyorsunuz!? 
Bu öyle bir sorudur ki, sayesinde herkes maaşımızın miktarını öğrenmiştir ve fakat her ne hikmetse grevin sebebi hala anlaşılamamıştır. 
Bir çok insanın böyle düşünmesi normal, çünkü ülkemizde genelde zam istemi için greve çıkılır. Fakat biz grev yerimizde bas bas bağırdık 'derdimiz para değil! yorgun uçmak istemiyoruz!' Ama kanallar vermeyince size sesimiz ulaşmadı, siz de haklısınız. Kısacası biz çalışma şartlarımız ağır olduğu için grevdeyiz. Net. Çalışma şartları? Uzun mesele. 

Soru 2. Sizi atmayacaklar mı işten ? [bu soruyu bana ilk kez, grev gözcüsüyken yanımızdaki gençten sivil polis sordu]
Yönetim düşünmüş taşınmış karar vermiş: bu iş insanlarla olmayacak. Çünkü o kadar zorlamaya en fazla 16 saat çalıştırabiliyorlar. Ama işveren istiyor ki günde 24 saat çalışsın işçiler, parası neyse veririz. Bu yüzden herkesi atacaklar işten, robot alacaklar yerimize. 
[bu sorunun ciddiyetli cevabı 6356 sayılı kanunda]
Polise verdiğim cevapsa şu 'siz kanunlardan bi habersiniz herhalde?'

Soru 3. Neden çoğunluk greve çıkmadı? 
Öncelikle bu soru o çoğunluğa sorulmalı, ikincisi kafamda en az 10 tane sebep var. Ama siz hemen 'maddi nedenlerden' demeyin rica edeceğim, benimde dolarlarım yok bankada zira. Ne geldiyse başımıza maddi nedenlerden gelmedi mi?Bu yüzden uşağı olmadık mı Amerika'nın? Bu yüzden çıkmadı mı Körfez Savaşı? Bu yüzden girmedi mi Führer Rusya'ya? Bu yüzden gitmedi mi Robinson Amerika'ya? Yani bu o kadar genel bir cevap.

Çoğunluk greve çıkmadı çünkü çok memnunlar, yorgunluktan ölseler de iyi ki de uçuyoruz diyorlar, sabah- akşam, bayram -seyran uçuyoruz! Hayatlarında hiç uçağa binmemiş insanlar var biz ne güzel her gün uçuyoruz, hatta bazen günde 4 kere uçuyoruz diyorlar. 

Dediğim gibi siz gidin o 'greve hiç çıkmayan topluluğa' sorun bu soruyu, zira uzun zamandır görüşmüyoruz kendileriyle. Bizden de selam söyleyin, düşündükleri kadar acıtmıyor bunu da ekleyin. 

Bilmem belki de uçağın arkasında oturup yönetimi çekiştirmek, yönetimin karşısında dimdik durmaktan daha kolaydır, ne dersiniz?

Soru 4. Ne zaman bitecek bu grev? [sık sorulan soruların en üstünde yer alıyor, herkes bıkmış zaar. Grevde olan biziz, millet bıktı, ilginç]
Ne zaman bitecekmiş bu grev, böyle grev mi olurmuş? "Senin bildiğin grev nasıl oluyor" diye sorasım geliyor ateşe böyle körükle yaklaşana. Cevap çok net, kanunla belirli, 'iki taraf anlaşınca' (nokta)
Daha da sorulmaz bu soru artık, biz de spor olsun diye devam etmiyoruz 5 aydır. 

Soru 5. Sendika size para veriyor mu?
Veriyor. İçiniz rahatladıysa ne mutlu sendikaya. Hatta işverenden daha çok veriyor ki hiç dönmeyelim işe, hep grevde kalalım. Böylesi daha güzel zaten, çalışmadan para kazan, sözüm ona direniş. Pek tabi dalga geçiyorum dedim ya ciddiyetsiz olacağım! Doğrusu şu; evet, sendikamız yine kanunlarda belirtildiği gibi grev fonundan bize ödeme yapıyor, orada da dediği gibi 'geçimimiz kadar'. Ama geçinmek kelimesinden bazıları farklı şeyler anlıyor, Chicago'dan alışveriş yapmak da geçinmektir gibi, dolayısıyla öyle bir geçinmeye grev fonundan çıkan para da dayanmıyor. Sonra millet grevi bırakıp işe dönüyor, daha değişik bir tabirle okeye dönüyorlar, ne çıkarlarsa bahtlarına! 


Soru 6. Sendika başkanınız işverenin söylediği gibi sendika ağası mı? [bu sorunun kibarlaştırılmışı, hatta cümlenin soru haline dönüştürülmüşü, ham hali ise şu, "sizinki de sendika ağası olmuş!"]

Bu sefer sorunun kendi ciddiyetsiz olduğundan, ben ciddi cevap vereceğim. Bilmeyenler için başkanımız 24 senedir görevde, ben 5 yaşındaymışım seçildiğinde. Yönetim sistemlerinde birden fazla seçilmek 'eğer seçim sistemine güveniyorsanız' bir başarı olarak görülmelidir. Şu an istesem Atilay başkana cep telefonu rehberimden ulaşabilirim. Peki sizce Hamdi'ye nasıl ulaşabilirim? (iş yeri yönetim kur. baş.) Atilay bey'le hayatımda sadece bir kez konuştum, onda da telefonunu kaydetmemi söyledi bir çok kişiye yaptığı gibi. Ve fakat bilmem kaç gün önünde dikildiğim Genel Merkez'de bile Hamdi'yi hiç görmedim. Ağalıktan ne anladığınıza bağlı aslında sorunun cevabı. Grevdekilere, arabanın karanlık camı ardından bakmaya benzemiyor sendika başkanlığı. Adliyenin önünde çıkıp haksızlıklar için hükümete çemkirebiliyor musun? Yapabiliyorsan evde oturma! Bunu yapmak için temiz bir geçmişin, adil bir yönetimin ve cesaretin olması gerekir. Şimdi hukuk yerine gelsin diye adliyenin önünde bağırmak zorunda kalan Atilay Ayçin mi ağa, yoksa grevin başından beri kaçak oynayan, akşam için kanal rezerve edip istediği röportajı veren, kaçırılan pilotlar hakkında konuşamazken hala şirketinin reklamı peşinde olan, İKİBİN kişi grevdeyken İKİYÜZ  kişi grevde diyerek halkın önünde yalanın alasını söyleyen  Hamdi'mi?



Dipnot: Benden size tavsiye 5 aydır süren bir grev sırasında sorulabilecek en mantıklı soru ' bir şeye ihtiyacınız var mı?' dır.
Dipnot 2: Yazdıklarımdan benden başkası sorumlu tutulamaz, ki bunu da ben söylemiyorum, 6356 sayılı kanun söylüyor. 









Comments

Korhan said…
This comment has been removed by a blog administrator.
Deniz TAPKAN said…
This comment has been removed by the author.

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…