Skip to main content

Beklemenin doğası

Gerektiği kadar bekleyebilir ise bekleyen, istediği şeyler ayağına gelirmiş bekleyenin... Ben demiyorum, Balzac diyor. "Hadi canım sende!" diyesi geliyor insanın. O beklenmesi gereken zaman dilimi 80 yıldan falan oluşuyorsa ne anlamı var ki beklemenin.. 
Ama beklemenin doğası gereği, bazen gayet müşfik oluyor insan.. daha 100 yıl bekleyebilirmiş gibi hissediyor. Bazen çok daha geniş gözüküyor her şey.. diyor ki bekleyen; gelmese de olur beklenen, ben yeterince güçlü, yeterince ayakta ve yeterince kalabalığım. Bazense 'sabır duygusu' icat edilmemiş gibi, 1 dakika 1 saatmiş gibi, zaman sakız gibi uzadıkça uzar ya..  onun adı beklemek değil artık zaten. 
Ve fakat beklerken öğreniyor insan, bir çay sipariş edip etrafına bakıyor, sonra unutuyor çayı yenisini istiyor, ev uzak olsa da eve yürüyerek gidiyor, zaman o kadar genişlemiş ki harcamak lazım daha çok harcamak, öyle kısa 'yüklem'leri artık tercih etmiyor bekleyen. Uzasın, sünsün. Annemizin bin zahmetle örüp, bizim 3. giyişimizde sarkan kazakların ipleri gibi sünsün zaman. Uzasın gitsin. Öbür türlü zaman hiç geçmez. 
Dene bak. Al yelkovanı, akrebi karşına! Bak 15 dk! Geçti mi 15 dk? Geçmez. 
O yüzden alışırsın artık 3. biraya.. yürüyerek eve gitmeye.. 800 sayfalık kitapları bir yudumda içmeye.. en uzun banka sıraları sıra değildir artık sana.. eğlencedir. 
Diyeceğim o ki, bir beklediğin var ise, zaman geçsin diye debelenme.. odak noktandan çıkar zamanı.. Hem zaman dediğin nedir ki? 
Yaşamak için ne kadar zamanın var, biliyor musun? Ee o zaman? Zamandan kastın, güneşin doğması ve batması olsun. 
Ve şunu da sok kafana 'beklediğimiz, kendimiziz!', aç şimdi Beatles'tan Hey Jude şarkısını, dikkatle dinlersen o da aynı şeyi söyler sana..
Sonra farket, beklediğin kendinsin.. bir başka beklediğin varsa eğer, gelmeyecek bilesin..

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…