Sunday, August 25, 2013

Beklemenin doğası

Gerektiği kadar bekleyebilir ise bekleyen, istediği şeyler ayağına gelirmiş bekleyenin... Ben demiyorum, Balzac diyor. "Hadi canım sende!" diyesi geliyor insanın. O beklenmesi gereken zaman dilimi 80 yıldan falan oluşuyorsa ne anlamı var ki beklemenin.. 
Ama beklemenin doğası gereği, bazen gayet müşfik oluyor insan.. daha 100 yıl bekleyebilirmiş gibi hissediyor. Bazen çok daha geniş gözüküyor her şey.. diyor ki bekleyen; gelmese de olur beklenen, ben yeterince güçlü, yeterince ayakta ve yeterince kalabalığım. Bazense 'sabır duygusu' icat edilmemiş gibi, 1 dakika 1 saatmiş gibi, zaman sakız gibi uzadıkça uzar ya..  onun adı beklemek değil artık zaten. 
Ve fakat beklerken öğreniyor insan, bir çay sipariş edip etrafına bakıyor, sonra unutuyor çayı yenisini istiyor, ev uzak olsa da eve yürüyerek gidiyor, zaman o kadar genişlemiş ki harcamak lazım daha çok harcamak, öyle kısa 'yüklem'leri artık tercih etmiyor bekleyen. Uzasın, sünsün. Annemizin bin zahmetle örüp, bizim 3. giyişimizde sarkan kazakların ipleri gibi sünsün zaman. Uzasın gitsin. Öbür türlü zaman hiç geçmez. 
Dene bak. Al yelkovanı, akrebi karşına! Bak 15 dk! Geçti mi 15 dk? Geçmez. 
O yüzden alışırsın artık 3. biraya.. yürüyerek eve gitmeye.. 800 sayfalık kitapları bir yudumda içmeye.. en uzun banka sıraları sıra değildir artık sana.. eğlencedir. 
Diyeceğim o ki, bir beklediğin var ise, zaman geçsin diye debelenme.. odak noktandan çıkar zamanı.. Hem zaman dediğin nedir ki? 
Yaşamak için ne kadar zamanın var, biliyor musun? Ee o zaman? Zamandan kastın, güneşin doğması ve batması olsun. 
Ve şunu da sok kafana 'beklediğimiz, kendimiziz!', aç şimdi Beatles'tan Hey Jude şarkısını, dikkatle dinlersen o da aynı şeyi söyler sana..
Sonra farket, beklediğin kendinsin.. bir başka beklediğin varsa eğer, gelmeyecek bilesin..

No comments:

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...