Skip to main content

Bardaki Kadın

Bardan aldığı Bomonti ile yürüdü sahnenin önüne.. Bütün gün çalışmıştı, koşturmuştu, masadan masaya bira taşımıştı. Çünkü para lazımdı, okumak için para harcıyordu, ne yazık ki.. ve bu parayı kazanması lazımdı. O yüzden barda bir iş bulmuştu kendine. Okul çıkışlarında bara geliyordu, bar çıkışında da çoğunlukla eve gidiyordu. Bazen de bara.. müzik dinlemek istediğinde.. Garip geliyordu insanlara bu durum.. "Nasıl yani yalnız mı gideceksin bara?" "Sen gelsen ne farkeder " demek geliyordu içinden ama demiyordu, kaba değildi.
 Güzel bir müzikti çalan, müzik mi güzel yoksa hoparlörün önünde durup titreşimi hissetmek mi? Sadece kulaklarıyla dinlemediği, tüm bedenini sarsan müziği resmen hissediyordu. Soliste baktı, yakışıklıydı. Ya da bu ışıkta öyle gözüküyordu. Ya da bu işin o mikrofonla bir ilgisi vardı. Çünkü daha hiç çirkin solist görmemişti. Evet evet bu işin bu ışıklarla bir ilgisi vardı.Hiç bırakmayacakmış gibi tutuyordu mikrofonu solist. Mikrofon onundu belli. Belli ki çok benimsemiş, alıp eve götürecek herhalde diye espri yaptı içinden kadın ve güldü. İşte bir tek böyle zamanlarda yanında biri olsun istiyordu, yoksa boşa gidiyordu espriler.. Güzel söylüyordu şimdi solist, hakkını vermek lazım. Şarkının iniş çıkışlarında, içine dolup taşıyordu resmen.. Birasını yudumluyordu, çevresine bakmadan.. Hiç bakmazdı çevresine, akbabaları görmemek için.
Bütün gece dinledi, sahneye yakın yerde.. Solist yanlış anladı herhalde diye düşündü. Bütün gece ona bakmıştı kadın, yanlış anlaması mümkündü. Halbuki  dinlemek için bakıyordu, bir gün derste bir hocası kendisini dinlemeyen bir öğrencisine 'beni dinlemiyorsun' diye bağırmıştı, arkadaşı da 'hayır hocam dinliyorum! sadece aynı zamanda bir şeyler karalıyorum!' demişti, hocası da 'insan gözle dinlenir' demişti.. O yüzden konuşanı hep izlerdi kadın, ve dinlerdi, kulaklarıyla değil, gözleriyle.. Fakat besbelli yanlış anlamıştı, bira bitmişti, şarkı bitmişti, ışıklar sönmüştü, solistin kendine doğru bakışlarından rahatsız oldu kadın. Döndü arkasını, merdivenleri çıktı, arkasından bir nefes yaklaştı.. 'pardon' 'buyrun' 'şarkılarımı beğendiniz herhalde, bütün gece sahnenin önündeydiniz, birlikte çıkabiliriz bardan' 'yok, yanlış anladınız siz, benim hocam şey demişti, neyse, iyi geceler' 'evinize bırakabilirim' ' yok ben giderim'
Gecenin 3 ünde evine hızlı hızlı gitmeye başladı, sizin gibi değildi ki o kadın. Müzik dinlemekti derdi! Müzik! Hiç tanımadığı bir tenin verdiği 15 dakikalık cinsel hazdan, daha fazla haz verdiği kesindi müziğin.. Diğer geceler de olduğu gibi bu gecede yalnız çıktı bardan, çünkü aç değildi o. Hayvanlar bile sadece açlarsa öldürürlerdi, oyun oynamak için değil.. Aç değildi kadın ve hiç bilmediği tenler onu mutlu etmezdi.. Onu mutlu eden tek başına müzik dinlemekti, ve akbabaların arasından çıkıp evine yalnız gitmek..Tüm o kaosun içinden, birbirini kesenler, birbirini öpenler, birbirini aldatanlar, birbirini değil sadece kendini düşünen bencillerin arasından, nefesini tutup yürüyüp gitmekten ve bunu her seferinde yalnız başına yapmaktan mutluluk duyardı, her seferinde tek kullanımlık tenlerle o bardan çıkanlara inat..

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…