Skip to main content

Havai fişekleri ve terör

Öğrendim ki yaşanılan kötü şeylerin .. kötü ve güçlü anların travmaya dönüşmemesi ve o travmanın güçlenmemesi .. içten içe seni yiyip bitirmemesi.. dakikalarca günlerce ve aylarca büyütüp inşa ettiğin vücudunu ve beynini ele geçirmemesi için onu yani o kötü şeyleri birilerine anlatman gerekiyor. Pskiyatristler işte bu yüzden var. Aklı başında arkadaşların yerini tutmak için.. 
.. ve dediğim gibi anlatmak gerekiyor, anlatmam gerekiyor ki; daha fazla aptal ve gereksiz havai fişeklerinden korkmayayım..

İlkokul 4. ve 5. sınıfı Hakkari'de okudum. Babam asker olduğu ve tayini oraya çıktığı için. Kutularla dolu bir ev vardı, bizim evimiz. Siyah beyaz bir televizyon hatırlıyorum. Yol yorgunluğundan ben erkenden uyumuştum ama ailem daha ilk geceden terörle karşılaşmıştı. Oraya taşındığımız ilk gece çatışma olmuştu. Çatışma, yani etrafımızdaki dağlardan tepelerden belki evlerden bizim lojmanımıza doğru ateş etmeleri.. böylelikle orda yaşamanın ilk kuralını öğrenmiş olduk; silah sesi duyduğunda evin ışıklarını söndür.. ki nişan almasınlar!
Voltajlar hep düşüktür Hakkari'de, ya da belki de sadece lojmanda öyleydi. Ama fırın çalışıyorsa ışıklar doğru düzgün yanmazdı, iki odanın ışığı yanıyorsa üçüncüsü yanmazdı. Dolayısıyla biz de hangisi açık hangisi kapalı unuturduk. Bir gece yine silah sesleri duyduk, çatışma başladı, tabi ki tüm lojmandakiler ışıklarını kapattı böylelikle bizim evdeki voltaj arttı evin tüm ışıkları yandı. Annem bizi arka odaya götürdü ve ışıkları kapatmak ve bunu çömelerek yapmak, ayağa kalkmamak için gayret sarfederken bir yerlerini bir yerlere vurdu tabiki.. Ve yanımıza geldi, babamsa silahını alıp evden çıktı.
babamsa silahını alıp evden çıktı..
babamsa silahını alıp evden çıktı..

O an gözümün önünden gitmiyor, sanırım hiç de gitmeyecek. Benim babam geri döndü, ama dönmeyenler oldu. Apartmanın arkası delik deşikti. Küçük gözlerimiz birbirine bakardı dolabın içindeyken ablamla.. Karanlıkta. Ablam çok merak ederdi dışardan olup biteni, pencereden bakmak isterdi hep. Bir keresinde baktı da, ve gördü izli mermileri.. 'deniz! arkasında iz bırakıyor, kırmızı iz, yıldız kayar gibi'

Bunların üzerinden çok zaman geçti. Ama hala aynı yerdeyiz, şimdi ben burdayım ama biliyorum ki o lojmanda korkup yatağın altına saklanan bir kız çocuğu var ve babasını beklemek, babasının dönmesini beklemek onu bilinçaltına kazınan en güçlü anlardan biri olacak.

ve ben korkmasam da havai fişekleri kuşları öldürmeye devam edecek!



Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…