Tuesday, June 12, 2012

Blowin' in the wind

34 derece sıcakla bıraktığım İstanbul'dan 20 derece sıcaklıktaki Nairobi'ye doğru gidilen 6,5 saatlik yolculuktan sonra .. otel odasında.. perdeyi açıp şöyle bir baktım yine... ne kadar uzaktayım diye düşündüm.. uzaklığın verdiği bir boşlukta asılı kalma hissi. sanki ben gidince, herşey donup kalıyor, ta ki ben dönüp gelene kadar..
Çok mu gezdim ? hayır. 
Çok mu şey yaşadım ? hayır. 
Çok iyi fotoğraflar çektim mi? Bir iki tane belki..
Düşündüğümden daha ileri bir şehirdi, çünkü düşündüklerim Entebbe'de gördüklerimle sınırlıydı.. Ama değilmiş, her Afrika ülkesi fakirliğin veya yokluğun ta dibinde olmak zorunda değilmiş. Dolayısıyla şaşırdım, 2'den fazla katlı bina, güzel giyinmiş bir kadın ve bir kitapçı görünce. Sular sarı akmıyordu bu kez. Ve oteldeki şampuan saçımda köpürüyordu. Ama yine de bir Afrika resminin içindeydim ve bu kez objektiflerle barışık insanların olduğu bir Afrika resmiydi yaşadığım..
En çok satılan tahta türü objelerin olduğu bir pasaja girdik. İlerlemek ne mümkün, daha ilk dükkana girmek zorunda bırakılıyorsunuz. Girince de almak zorunda kalıyorsunuz, çünkü üstünüzde inanlmaz bir baskı hissediyorsunuz. Bir şeyin fiyatını mı sordunuz? "Good price!" alabileceğiniz tek cevap. "Choose what you want, then i will make discount for you.Because you are my sister! " Zar zor geçtiğimiz ikinci dükkan, birinciden daha büyüktü ama aynı dükkanı en az 6 kişi kullanıyordu, her duvardaki sergi birine aitti. Dolayısıyla duvardan duvara geçmeden bir önceki paranın ödenmesi gerekiyordu. Tabi o kadar karmaşık bir dükkanda 5 kişi tepenizde konuşunca dükkandan kaçarak çıkmak istiyorsunuz. Ama kafamda yine sorular vardı, biz 'beyaz kadınlar' 'siyah kadınların' en çok neyini merak ediyoruz?? tabi ki saçlarını :) Nasıl oluyor da oluyor? yani nasıl oluyor da bu saçlar böyle ilginç hallere giriyor? işin sırrı ne ? itiraf et be kadın diyerek dükkandaki kadının birini sorularımla taciz ettim. Meğer onunki örgüymüş, daha iki gün önce ördürmüş, bir ay sonra çözüyorlarmış, daha fazla dayanmazmış, işin içinde ilaç kimyasal falan yokmuş, onlar hurafeymiş, saçları çok sertmiş, o yüzden o kadar sıkıymış örgü, benim saçlarımı öyle örse yerlerinden çıkarmış...
Dolar geçer mi? Euro geçer mi? Siz ne isterseniz o geçer. Arkadaşımın cüzdanında Bişkek'ten kalmış somlarla bile alışveriş yaptık. Ardından üstümüzde değerli bir eşya olup olmadığını sordular.

Şimdi kabul etme zamanı; o ülkenin gerçekleriyle bizim ülkenin gerçekleri bir değil.
Yani; para Afrika için aynı Türkiye için aynı şey değil.
Su, Afrika için aynı Türkiye için aynı şey değil.
Yemek, Afrika için aynı Türkiye için aynı şey değil.

Peki şimdi siz kaç kulak daha istersiniz, Afrika'nın çığlığını duymak için?

"how many ears must one man have,
before he can hear people cry?"
-Blowin' in the wind



No comments:

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...