Tuesday, June 26, 2012

"Sanat, mutsuzların işidir."
                                     ~Gözde Efe

Sunday, June 24, 2012

Kendine ait bir oda

"Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!.."
 ~Virginia Woolf


Papa VIII. Urban Galileo'ye karşı

Şimdi size bir soru, Galileo nasıl öldü?
...........
.....
...
.
Hayır, idam edilmedi. Nedense böyle bir hafıza yanlışı var hepimizde. Çok garip. Ama Galileo eceliyle öldü, mahkum edildiği evinde 4 sene ardından.
Büyük isimlerden - Einstein, Kopernik vb.- en çok ilgimi çeken ve hikayesini en fazla bilmek istediğim Galileo hakkında okuduğum kitaptan notlar:
Carl Stamitz/ Vivaldi / Three Mile adasında yaşanan nükleer kaza /San Pietro Kilisesi / Grand Canyon
Mimar-Michelangelo,Rafuello, Bernini,Sangalio, Bramante

Papa VIII. Urban ( ailenin arması arı şeklinde)
Galileo - Toscana grandükünün saray gökbilimcisi ve filozofu.

İtalyon filozof Giordano Bruno engizisyon mahkemesi kararıyla yakıldı .. ( gökyüzüne dair fikirleri nedeniyle )


Index librorum prohibitorum = Katolik kilisesi tarafından yasaklanmış kitaplar listesi
*Galileo'yi 10 kardinal yargıladı (1633) Papa VIII. Urban orda değildi. Kardinallerden sadece 7'si kararı imzaladı. Galileo'nin deyişiyle; doğanın kitabı matematiğin diliyle yazılmıştı, ayetlerle değil
*Yargılanmasına dayanak noktası oluşturan 'Diyaloglar' kitabı
Her ikisi de (Galileo - Urban) Floransa'da doğup büyümüş ve Pisa üniversitesinde okumulardır. Galileo - tıp, Urban - hukuk
İspanya Kralı X. Alfonso "Eğer tanrı benden bir öğüt isteseydi, daha basit bir sistem önerirdim."(Ptolemaios' un gün merkezli güneş sistemi hakkında)
"bütün evreni aydınlatan ışık kaynağı için merkezden daha iyi bir yer olamaz." Copernicus - gün merkezli gün. sist.

-Galileo, Copernicus, dairesel yörünge hareketi inancı
-Kepler, eliptik yörünge hareketi

Diyaloglar (Konuşmalar) , [Salviati, Sagredo, Simplicio] 
Salviati: Galileo
Simplicio: Gelileo'nin yaşamı boyunca mücadele ettiği bütün muhaliflerin bir bileşimi. 

Dünyanın döndüğüne kanıt gel-git hareketleri ( Galileo'nin kanıtı) - yanlış, bunun sebebi Ayın çekimi. 



Friday, June 22, 2012

Akvaryum


"Aslolan hayattır
bir akvaryumu yazmak,
akvaryumda yaşamaktan kolaydır
bu yüzden her dize biraz eksik
her şiir biraz yalandır..."


Yılmaz Odabaşı

değişen Galata


Kendini Galata'dan attığını öğrendiğimden beri Ümit Yaşar Oğuzcan'ın oğlunun, çıkmak istemiyorum Galata'ya.. eskisi kadar ihtişamlı gözükmüyor gözüme..

(...) 6 Haziran 1973
Galata Kulesi’nden bir adam attı kendini
Bu nankör insanlara
Bu kalleş dünyaya inat
Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona
“Uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat”... 
 
Ü. Yaşar Oğuzcan
 

kambur

'Duvarların o kadar kalın ki, her seferinde çarpıyorum onlara, çarptıkça daha kolay acıyor artık canım..' derken meğer çarptığım duvarda kötü izler bırakmışım ben.. hiç istenmeyen ve hiç istemediğim.. Sahi olur mu böyle şeyler? sonra geçer mi? uyuyunca mesela.. yeni başlamış bir baş ağrısı gibi.. sen gelince uyandırsan beni.. ya da boşver ben kurarım saatimi.. boynumda ki sinir sıkışmasının arttığını hissediyorum, sağ tarafımdan bir şey çekiyor aşağı doğru .. aşağı doğru.. 
.. ondan mı gidiyorum aşağı doğru..
(...) Bir sinsi niyetle uzadıkça uzayan münakaşalar gibi hani, 
sürükler ya içinden çıkılmaz bir soruya doğru seni. 
T.S.Elliot

Wednesday, June 20, 2012

"Tarihi bilmiyorsan dün doğmuşsun demektir. Dün doğmuşsan her lider sana istediği hikayeyi anlatabilir. "

~Howard Zinn

rte

Benim dinden, eğitimden, bilimden, sevgiden, inanmaktan, bilmekten, bilgiye aç olmaktan, o bilgiyi en doğru şekilde kullanmaktan, yardım etmekten kısacası yaşamaktan anladığım, senin anladığınla bir değil. Ve senin anladığın eğer siyahsa, benim ki beyaz. Bu yüzden senin beni yönetmenden hiç haz almıyoum. Ne yiyeceğime karışmandan, ne giyeceğime, ne izleyeceğime karar vermenden ve hatta kaç tane doğuracağıma, onları da nasıl doğuracağıma dair söylemlerinden iğreniyorum. Sen de gördüğüm tek şey ele geçirme hırsı. Hep çocukluğumda izlediğim çizgi filmlerini hatırlatıyorsun bana. Ordaki tüm insanları hipnoz edip dünyayı ele geçirme planları yapan kötü karakterleri. Yani filmin en kötü ve zalim karakterini. Aslında başarılısın. Hipnoz olmuş insan dolu etrafım. Ülkenin tutacak bir tarafı kalmadı zira. Eğitim? Sağlık? Asker? Polis? Enerji? hangi enerji? Çernobil'i yaşamamış bir ülke olsak hadi neyse de .. bu kadar mı körsün nükleer enerjiye. Kaç göz lazım sana. Ülkenin hapishaneleri? ama bak camiler süper her ne hikmetse. İstanbul'da 3 bin cami, ülkede 10 bin cami. Kaç okul? okul da sayı önemli değil dicem ama sayı da bir o kadar düşük. Yoksa biz mahmut hoca dan gördük bahçede de gayet güzel ders işleniyor. Kanal projesi mi? 3. köprü mü? keşke bir ulaştırma master planına baksan, o planın dediklerini yapsan. Sen açmadın mı özel bilmem ne mahkemelerini? açtığın şeyle boğuşuyorsun bu kez. Bugünkü davaları bitirdin bizim süper hukuk sistemimizle de 12 eylül ü sorgulamak sana kaldı. Sana kimse söylemedi mi tarihi bugünün şartlarına göre yargılayamazsın diye. Tarihi mi yargılamak istiyorsun, niye kapattın o zaman Sivas davasını? İnsanın midesi bulanır ya .. öyle bulandırıyorsun midemi. O değil de yordun bu ülkeyi ..

"because i feel blind!"

Tuesday, June 12, 2012

Blowin' in the wind

34 derece sıcakla bıraktığım İstanbul'dan 20 derece sıcaklıktaki Nairobi'ye doğru gidilen 6,5 saatlik yolculuktan sonra .. otel odasında.. perdeyi açıp şöyle bir baktım yine... ne kadar uzaktayım diye düşündüm.. uzaklığın verdiği bir boşlukta asılı kalma hissi. sanki ben gidince, herşey donup kalıyor, ta ki ben dönüp gelene kadar..
Çok mu gezdim ? hayır. 
Çok mu şey yaşadım ? hayır. 
Çok iyi fotoğraflar çektim mi? Bir iki tane belki..
Düşündüğümden daha ileri bir şehirdi, çünkü düşündüklerim Entebbe'de gördüklerimle sınırlıydı.. Ama değilmiş, her Afrika ülkesi fakirliğin veya yokluğun ta dibinde olmak zorunda değilmiş. Dolayısıyla şaşırdım, 2'den fazla katlı bina, güzel giyinmiş bir kadın ve bir kitapçı görünce. Sular sarı akmıyordu bu kez. Ve oteldeki şampuan saçımda köpürüyordu. Ama yine de bir Afrika resminin içindeydim ve bu kez objektiflerle barışık insanların olduğu bir Afrika resmiydi yaşadığım..
En çok satılan tahta türü objelerin olduğu bir pasaja girdik. İlerlemek ne mümkün, daha ilk dükkana girmek zorunda bırakılıyorsunuz. Girince de almak zorunda kalıyorsunuz, çünkü üstünüzde inanlmaz bir baskı hissediyorsunuz. Bir şeyin fiyatını mı sordunuz? "Good price!" alabileceğiniz tek cevap. "Choose what you want, then i will make discount for you.Because you are my sister! " Zar zor geçtiğimiz ikinci dükkan, birinciden daha büyüktü ama aynı dükkanı en az 6 kişi kullanıyordu, her duvardaki sergi birine aitti. Dolayısıyla duvardan duvara geçmeden bir önceki paranın ödenmesi gerekiyordu. Tabi o kadar karmaşık bir dükkanda 5 kişi tepenizde konuşunca dükkandan kaçarak çıkmak istiyorsunuz. Ama kafamda yine sorular vardı, biz 'beyaz kadınlar' 'siyah kadınların' en çok neyini merak ediyoruz?? tabi ki saçlarını :) Nasıl oluyor da oluyor? yani nasıl oluyor da bu saçlar böyle ilginç hallere giriyor? işin sırrı ne ? itiraf et be kadın diyerek dükkandaki kadının birini sorularımla taciz ettim. Meğer onunki örgüymüş, daha iki gün önce ördürmüş, bir ay sonra çözüyorlarmış, daha fazla dayanmazmış, işin içinde ilaç kimyasal falan yokmuş, onlar hurafeymiş, saçları çok sertmiş, o yüzden o kadar sıkıymış örgü, benim saçlarımı öyle örse yerlerinden çıkarmış...
Dolar geçer mi? Euro geçer mi? Siz ne isterseniz o geçer. Arkadaşımın cüzdanında Bişkek'ten kalmış somlarla bile alışveriş yaptık. Ardından üstümüzde değerli bir eşya olup olmadığını sordular.

Şimdi kabul etme zamanı; o ülkenin gerçekleriyle bizim ülkenin gerçekleri bir değil.
Yani; para Afrika için aynı Türkiye için aynı şey değil.
Su, Afrika için aynı Türkiye için aynı şey değil.
Yemek, Afrika için aynı Türkiye için aynı şey değil.

Peki şimdi siz kaç kulak daha istersiniz, Afrika'nın çığlığını duymak için?

"how many ears must one man have,
before he can hear people cry?"
-Blowin' in the wind



Sunday, June 3, 2012

Nairobi'ye gitmeden..

Bu gece gidicem yarın gece dönücem. Sivrisineklerin az, turistlere yönelik saldırıların çok olduğu Kenya 'nın başkentinde boynumda fotoğraf makinemle dolanmak için 24 saatten az zamanım var. Bakalım bu kez kafama bir şey fırlatılmadan bir kaç güzel kare çekebilecek miyim. Cahilliğin, kirin, garip ve agresif mimiklerin bol olduğu ülkede hatta kıtada, bize zıt renkteki insanlara kızamıyorum ben. Bir insana hiç görmediği bir şeyi hiç yapmadığı için kızamazsınız. Ve hatta açlıktan ölen insanların yaşamaya çalıştığı bir ülkede oteldeki kötü yemekten, banyoda ak(ma)yan sudan şikayet edemezsiniz. Keşke kocaman bir bavulum olsa içini yiyeceklerle doldursam ve giysiler ve ayakkabılar ve kitaplarla.. Her seferinde böyle bir garip hissediyorum. Çünkü sanki en uzak yer Afrika. O kadar farklı bir dünyaya gittiğimde 'uzak' kelimesi anlamını yitiriyor gibi. Yalınayak yürüyenlerin arasında ayakkabıların anlamsızlığına takılan aklım, her daim kanlı gözleri gören gözlerim, gördüğü her ayrıntıya rağmen deklanşöre gitmeyen elim, tonla hikaye, tonla detay.. National geographic karesi içinde yürüyormuş gibi, o resmin bir parçası olmuş gibi.. o resme gidiyorum, gelicem. Gelince, anlatıcam.

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...