Skip to main content

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

"(...) Şu sonuca vardı Thomas; bir kadınla sevişmek ve bir kadınla uyumak iki ayrı tutkudur, sadece farklı değil aynı zamanda da zıt tutkular. Aşk, çiftleşme arzusunda (sonsuz sayıda kadına kadar uzanabilecek tutku) duyurmaz kendini, uykuyu paylaşma arzusunda duyurur (tek bir kadınla sınırlı olan arzu."*

Okuduğum kitaptan alıntıladığım bu cümle bana üniversitede evrim dersinde 'eşeysel dimorfizm' konusunu tahtada anlattığım günü hatırlattı. Daha anlayabileceğiniz bir cümleyle erkeğin ve dişinin cinsiyetlerine bağlı olarak birbirlerinden farklı olan görünümleridir eşeysel dimorfizm. Hayvanların 'güzel olanları' erkektir denilir hep, doğrudur da, ama neden öyledir? 

Hayvanların doğalarında şöyle bir şey vardır; aşılması gereken iki güçlük; üreme olgunluğuna erişinceye dek hayatta kalmak ve sonra da üremektir. Eşeysellik, bunlara üçüncü bir temel sorun katar: karşı eşeyden bir birey bulmak ve onu işbirliğine ikna etmek. 

İşte burada ikna etmesi gereken erkek bireydir, edilmesi gereken de dişi birey. Yani seçici olan dişidir, seçilmek isteyen de erkektir, bu nedenle görsel olarak da gözleri boyaması gereken erkektir.

Peki neden ikna etmesi gereken erkektir? Bu basit bir gözleme dayanmaktadır: Bir çok hayvanda, yumurtalar (ya da gebelikler) spermlerden daha maliyetlidir. İşin bu kısmı ebeveyn yatırımı ile ilgili bir konu, yanı kısaca; dişi bireyin doğan yavruya ya da doğacak yavruya her zaman daha fazla enerji harcaması. En küçük bir örnekle dişi bilmem kaç ay karnında taşırken erkeğin bu konuda hiç bir yatırımının olmaması ve bir çok hayvanda yavru bakımını da annenin üstlenmesi. Bu nedenle çok büyük bir yüzdeyle, dişilerin ebeveyn yatırımı erkeklerden her zaman daha fazladır. İşte şimdi tüm bu açıklamalardan sonra hiç bir değiştirme yapmadan yazdığım kitap cümlesini buraya aktarıyorum ki konu tamamen anlaşılsın;

'Yumurtalar bir atmık içindeki spermlerden daha maliyetli olduğuna - analar babalardan daha fazla ebeveyn yatırımı yaptığına - göre,ömür boyu başarısını sınırlayan etmenler açısından dişilerle erkekler sıklıkla birbirlerinden farklı olacaktır. Bir dişinin potansiyel üreme yeteneği görece dişik olacaktır ve gerçekleştirdiği üreme başarısı, kendisiyle çiftleşmeye ikna edebileceği erkeklerin sayısından çok, yapabileceği yumurta sayısı ( ya da gebelik) ile sınırlı gibi görünmektedir. Buna karşılık bir erkeğin potansiyel üreme yeteneği daha fazla olacaktır ve gerçekleştirdiği üreme başarısı, yapabileceği boşalmaların sayısından çok, çiftleşmek için ikna edebileceği dişilerin sayısı ile sınırlı olabilir. Eş edinme erkekler için sınırlayıcı bir etken olurken, dişiler için değildir. Bu koşullar altında, Bateman ve Trivers eşeysel seçilimin ( örnek: erkek bireylerin dişilerden daha güzel olması) erkeklerin evriminde dişilerinkine oranla daha etkili bir güç olacağı tahmininde bulundular.'**

Fakat bunu direk insanların üreme sistemine uygulamak tabiki yanlış olur, evet biz de hayvanlar aleminde yer alıyoruz fakat uzun zaman önce ağacın bir dalı olarak ayrıldığımız son hayvanlar olan şempanzelerden bile merkezi sinir sistemi olarak çok farklıyız. ( üstünüz demiyorum, çünkü üstünlük- ilkellik içinde bulunduğunuz şartlara göre değişir. Eğer kendi boyunuzda bir şempanze ile karşılaşırsanız, süper bir merkezi sisteminiz olsa dahi tek yapacağınız şey kaçmak olacaktır ama o da bir işe yaramayacaktır. Kısaca kimin üstün olduğunu şartlar belirler. )
Dolayısıyla merkezi sinir sistemi daha kompleks olan insanoğlu için daha kompleks açıklamara ihtiyacımız var ama basitçe hayvanlardaki görünüm farklılığı ve bunun üremeye olan etkisi bu şekilde açıklanabilir.

Kaynak:  *Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, Milan Kundera
**Evrimsel Analiz, Scott Freeman

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…