Skip to main content

serzenişte

Dünyaya para kazanmaya gelmişiz gibi davranmayı bıraksak? Gözümün en açık olduğu vakitte uyumaya çalışmak ve uykunun en tatlı yerinde ayılmaya çalışmak kadar işkence veren tabiki pek çok şey olabilir ama en azından benim başımda olan bu yanlış zamanlardaki uyku durumu. Erkek arkadaşımın 'ben bugün yarım dilim ekmek yedim sadece' dediği bir günde ben nerdeyse tam bir ekmek yediysem, bu işte bir yanlışlık vardır. Sakinleşmek için atarax, ağrım geçsin diye zomig içerken bir yandan midemi ve karaciğerimi düşünmekten sıkıldım artık. Sigaram yok alkolüm yok ama onlarla yarışabilecek derecede bir ilaç bağımlısı olduğumu düşünmeye başladım. Bu gece Rostov'a gidip gelicem ve ben hep böyle yapıyorum zaten, aslında yaşamadığım en süper cafe hangisidir, postane nerdedir, bira ne kadardır gibi en basit sorulara bile cevap veremediğim koordinatlara gidip geri geliyorum. Benim işim bu. Nasıl zevkli bir bilseniz. Zevkten dört köşe geliyorum eve hep zaten sonra yatağa sığmıyorum. Sizi bilmiyorum ama bana en keyif veren şey ( anne lütfen bu kısmı yanlış anlama insanın ailesi zaten hep farklı bir yerdedir) yeğenim, erkek arkadaşım ve kitaplarım. Yeğenimden uzaktayım, erkek arkadaşımdan daha da uzaktayım bu yüzden giderek büyüyen bir kitaplığım var. Kitaplığımın büyüklüğü özlemimin büyüklüğüyle doğru orantılı olarak artmakta. Çizim yapmayı özlediğimi farkettim ve fakat tembelleşen elim çizememekten ya da kötü şeyler çizmekten korkuyor. Ben değil o korkuyor. Ama beni en rahatlatan şeylerden birinin bir şeyler çizmek olduğunu hatırladıkça elime 'korkusunun üstüne gitmesi gerektiğini' söylüyorum da duymamazlıktan geliyor. Ve ben merak ediyorum herkes koştura koştura nereye gidiyor. Bir yol tutturmuşuz, yolun sonuna gözümüzü dikmişiz (görebilene ne mutlu), deli gibi koşturuyoruz. Koştururken pek tabi vaktimiz yok bir doğumgünü kutlamaya, bir el öpmeye, güzel bir an hatırlamaya, tanımadığımıza kibarlık yapmaya, sırada beklemeye ve hatta gülümsemeye. Vakit yok hiçbirine. Dikiz aynamızda yok ki kaçırdıklarımızı hiç olmazsa farkedelim de sonrakilerin değerini bilelim. Metin Altıok'un dizelerini hatırladım böyle yazınca, onu da yazıcam ve gidicem. '..işte ben yarı ölü yarı diri/ o hiçliğe yazdım bunca ketum şiiri '
bir an önce yolun sonunu gözlemek yerine, hep yolda olacağınızı farketmeniz dileğiyle.

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…