Skip to main content

Hidayet

Ben mutlu hissetmiyorum hidayet.
Adının hidayet olduğunu kimse bilmiyor bu arada,
eski arkadaşlarından başka..
Akşamüzerlerinin güzelliğini, penceremdeki ağacın kokusunu, gece gördüğüm kabusu paylaşamıyorum kimseyle.
Ve böyle geçiyor zaman Hidayet, biliyor musun
Biliyorsundur tabi, benden çok daha iyi biliyorsundur zamanın nasıl hızla geçtiğini.
İnsanlar hep özler mi, özlemekle zaman geçer mi?
Sen de beni özlüyorsun biliyorum.
Ama her insan farklı özlüyor ve her insan farklı özleniyor değil mi.
Şimdi seni daha iyi anlayabileceğim yaşlara geldim.
Bir çok cümlen artık daha anlamlı. Ayrıca sana Hidayet demekte çok garip.
Ama olsun farkettim ki sana 27 senedir hiç 2.adınla hitap etmemişim.
Annen baban boşuna koymamış o adı da. 
Şimdi mesela Mercan benim adımı bilmiyor, çünkü bana hep teyze diyor.
Şimdi teyzeyim ben.
Teyze olmak insanı biraz dış kapının dış mandalı olmak gibi hissettiriyor.
Ama bir yandan da olmamak.
Ama Hidayet sen üzülme,
ben toparlarım kendimi yine. 

Sen benden kendini eksik etme..

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…