Skip to main content

Posts

Showing posts from May, 2012

take me somewhere nice..

Hidayet

Ben mutlu hissetmiyorum hidayet. Adının hidayet olduğunu kimse bilmiyor bu arada, eski arkadaşlarından başka.. Akşamüzerlerinin güzelliğini, penceremdeki ağacın kokusunu, gece gördüğüm kabusu paylaşamıyorum kimseyle. Ve böyle geçiyor zaman Hidayet, biliyor musun Biliyorsundur tabi, benden çok daha iyi biliyorsundur zamanın nasıl hızla geçtiğini. İnsanlar hep özler mi, özlemekle zaman geçer mi? Sen de beni özlüyorsun biliyorum. Ama her insan farklı özlüyor ve her insan farklı özleniyor değil mi. Şimdi seni daha iyi anlayabileceğim yaşlara geldim. Bir çok cümlen artık daha anlamlı. Ayrıca sana Hidayet demekte çok garip. Ama olsun farkettim ki sana 27 senedir hiç 2.adınla hitap etmemişim. Annen baban boşuna koymamış o adı da.  Şimdi mesela Mercan benim adımı bilmiyor, çünkü bana hep teyze diyor. Şimdi teyzeyim ben. Teyze olmak insanı biraz dış kapının dış mandalı olmak gibi hissettiriyor. Ama bir yandan da olmamak. Ama Hidayet sen üzülme, ben toparlarım kendimi yine. 
Sen benden kendini…

serzenişte

Dünyaya para kazanmaya gelmişiz gibi davranmayı bıraksak? Gözümün en açık olduğu vakitte uyumaya çalışmak ve uykunun en tatlı yerinde ayılmaya çalışmak kadar işkence veren tabiki pek çok şey olabilir ama en azından benim başımda olan bu yanlış zamanlardaki uyku durumu. Erkek arkadaşımın 'ben bugün yarım dilim ekmek yedim sadece' dediği bir günde ben nerdeyse tam bir ekmek yediysem, bu işte bir yanlışlık vardır. Sakinleşmek için atarax, ağrım geçsin diye zomig içerken bir yandan midemi ve karaciğerimi düşünmekten sıkıldım artık. Sigaram yok alkolüm yok ama onlarla yarışabilecek derecede bir ilaç bağımlısı olduğumu düşünmeye başladım. Bu gece Rostov'a gidip gelicem ve ben hep böyle yapıyorum zaten, aslında yaşamadığım en süper cafe hangisidir, postane nerdedir, bira ne kadardır gibi en basit sorulara bile cevap veremediğim koordinatlara gidip geri geliyorum. Benim işim bu. Nasıl zevkli bir bilseniz. Zevkten dört köşe geliyorum eve hep zaten sonra yatağa sığmıyorum. Sizi bil…

The unbearable lightness of being

(...) "Franz 12 yaşındayken babası tarafından terk edilen annesi birdentek başına kaldı.Oğlan ciddi birşeylerin olup bittiğini seziyordu,ama annesi o bunalıma düşmesin diye üzücü olayı yumuşak,anlamsız sözlerle geçiştirdi. Babasının evi terk ettiği gün,Franz'la annesi birlikte kente indiler ve evden çıkarlarken Franz annesinin bir ayağına başka pabuç giymiş olduğunu fark etti. Ne yapacağını şaşırmıştı;yaptığı yanlışlığa dikkatini çekmek istiyor,ama bir yandan da annesini incitmekten korkuyordu.İşte bu yüzden, kentte birlikte yürüdükleri süre boyunca gözlerini annesinin ayaklarından ayıramadı.Acı çekmenin ne demek olduğunu ucundan kenarından ilk sezişi böyle oldu. "

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

"(...) Şu sonuca vardı Thomas; bir kadınla sevişmek ve bir kadınla uyumak iki ayrı tutkudur, sadece farklı değil aynı zamanda da zıt tutkular. Aşk, çiftleşme arzusunda (sonsuz sayıda kadına kadar uzanabilecek tutku) duyurmaz kendini, uykuyu paylaşma arzusunda duyurur (tek bir kadınla sınırlı olan arzu."*
Okuduğum kitaptan alıntıladığım bu cümle bana üniversitede evrim dersinde 'eşeysel dimorfizm' konusunu tahtada anlattığım günü hatırlattı. Daha anlayabileceğiniz bir cümleyle erkeğin ve dişinin cinsiyetlerine bağlı olarak birbirlerinden farklı olan görünümleridir eşeysel dimorfizm. Hayvanların 'güzel olanları' erkektir denilir hep, doğrudur da, ama neden öyledir? 
Hayvanların doğalarında şöyle bir şey vardır; aşılması gereken iki güçlük; üreme olgunluğuna erişinceye dek hayatta kalmak ve sonra da üremektir. Eşeysellik, bunlara üçüncü bir temel sorun katar: karşı eşeyden bir birey bulmak ve onu işbirliğine ikna etmek. 
İşte burada ikna etmesi gereken erkek b…