Skip to main content

Uganda



Ayakkabıya mı ihtiyacınız var? Hangi marka? Spor, klasik? Bi atasözü vardır, kızılderililerden..
'başkası hakkında hüküm vermeden önce, iki ay onun makosenleriyle yürü ' ben bu söze bir eklenti yapmak istiyorum. " başkası hakkında hüküm vermeden önce, iki ay onun makosenleriyle yürü, eğer varsa." yukarda gördüğünüz bir ayakkabıcı. Bu ayakkabıcıda neyi ne kadar bulabilirsiniz bilmiyorum ama oranın yerlisi için buradan bir çift 'makosen' almak bile büyük ayrıcalık. Çünkü çoğunun ayağında ayakkabı yok. Bu cümleyi çok duymuş olabilirsiniz ama ben bu cümleyi yaşadım. 'ayağında ayakkabısı yok' cümlesi çok anlam yüklü gelmiyor olabilir ta ki 35'C lik havada yerler basılamayacak kadar sıcak olana dek. Şimdi yeni baştan düşünün gerçekten yeni bir çift ayakkabıya ihtiyacınız var mı? -ayakkabılıkta duran 5 çift ayakkabınız varken-
Çocukluğumdan beri anneme şunu sorarım; 'anne Afrika'ya gidebilecek miyim hayatımda bir kere olsun?' Annemin olgunlaşmış ve günün şartlarını kafasına yerleştirmiş beynine bu soru, sorudan çok 'hayal' di biliyorum. Ama hayaller arada bir gerçekleşiyor, aklınızda olsun. Sonunda gittim Afrika'ya, Kampala, Uganda'nın başkenti . Afrika'nın doğusunda, o kıtanın en büyük gölü olan Viktorya Gölü'nün dibinde.
Kaldığımız otel çok büyük ve güzeldi, 3 gün sadece havuz kenarında palmiyelerin altında yatsam, kitap okusam sıkılmazdım biliyordum ama asıl Afrika o otelin bahçesi değildi. Dışardaydı. Görmemiz gereken, deneyimlememiz gereken şeyler bahçenin dışındaydı.
Nil'in doğduğu yere gittik. Sanki bu biraz işin bahanesiydi gibi geldi bana, asıl aklımda kalanlar Nil'in yerine o yol üzerinde gördüklerimdi. Nerdeyse bütün dükkanlar resimdeki ayakkabıcı gibi baraka içine yapılmıştı. Etrafta bir sürü insan vardı, bir sürü. Hepsi de oturmuş zaman geçiriyorlardı, duvarın üstünde, motorun üstünde, çimlerde.. Oturmuşlardı. Bir şey bekler gibi bir halleri vardı. Ama doğru olan yapacak bir şeyleri yoktu. Binlerce insan, onlardan daha fazla çocuk; ayakkabısız, iç çamaşırsız. Hava 35'C. Temiz tuvalet mi lazım? Önce tuvalet bulursanız sevininin, sonra 'temiz' kelimesini aklınızdan çıkarın. İnsanların açlıktan öldüğü bir kıtada temizlikten bahsetmek yeterince garip. Bulduğumuz ilk tuvaleti su basmıştı, ikincisini böcekler. Hangisine girmeyi tercih edersiniz bilmiyorum ama ben ilkini kullandım. Hava çok sıcak olduğundan bolca sıvı tüketmeye çalışıyorsunuz normal şartlarda ama insan öyle tuvaletler görünce ondan da vazgeçiyor. Zaten genelde bir şeyler içtiğinizi gören insanlar elinizdekini ona vermenizi istiyor. Siz de veriyorsunuz. Bu arada gittiğimizde onlar kış mevsimindeydi ve ortalama sıcaklık 32ydi. Gerçekten düşünmeden harcadığımız tonlarca su, o kadar uyarılara rağmen kulak asmadığımız bilgiler.. hepsi korkunç derecede gerçek. Çünkü orda kış mevsiminde hava 35 derece ve, su yok varsa da sarı.
Aslında anlatacak çok şey var ama insan onları değil de kendini sorguluyor bu gördüklerinden sonra. İhtiyaçlarını sorguluyor. Gerçekten ihtiyaç duyup duymadığını sorguluyor. Ve cevabı olmayan ya da kolay cevaba kaçmak isterseniz KADER diyebileceğiniz soru geliyor aklınıza; bu insanların suçu ne? Afrika' da doğmak mı?

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…