Skip to main content

kabul etmek ...

Bazen öylesine yalnız kalırsın.. kalmak istemezsin ama kalırsın.. zaman sana karşıdır, şehir sana karşıdır, hava durumu sana karşıdır. Herşey senin raporla oluşturduğun boş gününde odandan çıkmaman için bir araya gelmiştir. Ama umrunda mıdır? hayır. Yağmur mu seni durduracak? hayır. Tabiki gideceksin Taksim'e buluşacaksın arkadaşınla. Gidene kadar ıslandı mı paçaların, ayakkabıların? olsun oturunca sıcak bi yere ısınır. Hem muhabbet edeceksin arkadaşınla, uzun zamandır muhabbet etmiyorsun ya.. unutursun o arada kurur gider paçaların. Telefon mu geldi? arkadaşın gelemiyor muymuş? İstanbul'a yağmur yağınca taksilere bir hallermi oluyormuş? Olsun gelmişken sen Taksim'e, bir şeyler ye, kitapçıya falan gir.. evet biliyorum paçaların ıslak ve artık muhabbet edemeyeceksin de o yüzden aklında paçalarında. Elinde de okuduğun güzel bir kitap varken yeni kitap almak hatta yeni kitaplara bakmak bile ona ihanet ediyormuş gibi hissettiriyor değil mi? O zaman çık kitapçıdan, dışarda yağmur var biliyorum ama sen çık. Git tramvay bekle. Atla evine git. Sıcak evinde ısın. O kadar kolay mı sandın. Raylı sistem bile yoldan çıkıyor yağmur yağınca. 4. tramvaya binebildin mi sonunda? O da yanlış tramvay mıymış? Titreme. Üşümüyormuş gibi yap. Kendini sıktıkça daha çok üşüyorsun. Konsantre olduklarında sıcak kömürler üzerinde yürüyebilen insanları düşün. Sen de konsantre ol. Sonunda doğru tramvaydasın. Yanında kendini yırtarcasına ağlayan bebeğe kızma, bebeklere kızılmaz. Bu dayanamadığın ses yüzünden insan nasıl bebek yapar diye garip düşüncelere de dalma lütfen. Az kaldı eve.. yürü biraz daha ıslak ıslak.. Evde misin odanda mısın.. Hadi şimdi kabul et yalnızsın. Koca bir şehirle savaşmayı bırak. 27 yıl küçük şehirlerde yaşadın. Bu şehrin dilinden anlamıyorsun. Kabul et yalnızsın.. Özdemir Asaf'ı hatırla.. ne demişti.. " yalnızlık müziğin bile seni dinlemisidir." aç müziği şimdi, seni dinlesin..

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…