Monday, April 30, 2012

özlemeyi öğrenmek..

Burnuma gelen keskin kokuyla farkına vardım tekrar sokakta yürüdüğümün ve bir çöp tenekesinin yanından geçtiğimin. Anılara dalmak çin yeterince zamanım olmuştu raylı sistemde. Ve farkettim ki özlemeyi ilk Hakkari'de öğrendim ben. 2 sene kaldığımız doğu memleketinde, iki yılın arasında kalan yaz tatilinde annemler ablamı ve beni Gelibolu'ya göndermişti. Böylelikle hayatımda ilk kez annemden ayrılmıştım. Çok kötü hissediyordum kendimi ama ablama bile anlatamıyordum derdimi çünkü o buluğ çağına girmişti ve annemlerden uzak olma halinden keyif bile alabilecekken beni ve benim çocuksu duygularımı anlaması çok zordu. Ame benim de o yaşta bu anlayışa sahip olmam imkansızdı. Annemi çok özlüyordum. Gece yatmadan dua ediyordum yarım saat kadar. Annemlere bişey olmasın. Uzaktayız. Aile bireylerinden kimseye bir şey olmasın. Annemle telefonda konuşabilmek için PTT'ye gidiyorduk ablamla, bir jetonluk konuşuyorduk ve hiçbirşeye yetmiyordu o bir jeton. Ne anlatabilirdim ki zaten bir jetonluk zamanda. Amcamların evinde örümcek olduğu için korktuğumu ve uyuyamadığımı, uyuyan bir köreği severken beni ısırdığını, kuduz aşısı vurulmaya başladığımı ama köpeğin kuduz olmadığını, onu çok özlediğimi, ne zaman geleceklerini çok merak ettiğimi... hangi birini ? 
Sonra biraz daha büyüdüm ve o zamanlar beni anlamadığını düşündüğüm ve devamlı birbirimizi yemekten başka bir şey yapmadığımız ablam üniversiteye gitti. İkinci kez özlem çekme zamanı gelip hayatıma girmişti. Meğerse ablamla birbirimizi yemekten çok daha başka şeyler de yapıyormuşuz, o yaşa kadar birlikte büyüdüğümüz odada tek başıma kalınca anlamıştım. Biraz geç olsa da.. bir bağ kuruldu aramızda.. ablam evden gittikten sonra. Ben de devamlı mektup yazdım ablama. Onu çok özledim hep. Arada bir geldi eve.. ziyarete.. ama 1 haftadan fazla olmadı hiç. Bir hafta kalması da nadiren gerçekleşti. Geldiği gibi giderdi.. 2 ya da 3 gün. Hiç uyumak istemezdim o geldiğinde. Uyuyunca günler geçerdi. Gelince doldurduğu yer, gidince koca bir boşluk gibi kalırdı. Odama gitmek istemezdim tek başıma. Onu en çok ben özlerdim. Sonuçta annemin oda arkadaşı yanındaydı, giden benim oda arkadaşımdı. 
Biraz daha büyüdüm. Aşık oldum. Bir kez daha içime sindire sindire özlüyorum. Uzaklaşınca anlıyorum meğer çay bahçesinde karşılıklı oturup çekirdek çıtlattığımız an ne kadar değerliymiş. Şimdi önümüzde, özlemle dolup taşacak bir yaz mevsimi var..

'Kimsenin kimseyi tanımadığı ne güzel bir yazdı,
Cin içiyordum gene.
Mevsimlerden yaz olsa bile,
ben cin içerken kar yağardı. '

E. Cansever

Friday, April 27, 2012

kuyruklu yalan

Kuyruklu yalanım var isteyene..
İnsanları bu kez şöyle ikiye ayıralım (onlar alıştılar zaten ikiye ayrılmaya devamlı) yalan söyleyebilenler ve söyleyemeyenler. Ben ikinci grupta olduğumdan kuyruklu yalanla başa çıkamayacağımı tahmin edersiniz. Zaten küçüklükten belliydi. Saçma yalanlarımdan, inanılamayacak kadar saçma oluyorlardı genelde. Ve babam da hemen yakalıyordu tabi. Bir keresinde adamın birinin üzerine suç atmıştım da babam şöyle demişti; bak kızım ben şimdi giderim o adamı vururum, beni hapse atarlar, sizi çocuk esirgeme kurumuna verirler, annen de yalnız kalır. Annenin yalnız kalmasını istemiyorsan doğruyu söyle !
Böhüüüü tabiki istemiyorum yalnız kalmasınııııı! yalan söylediiim.
Neyse çocukkendi bunlar, ama bu şu an bir kuyruklu yalanım olmadığını göstermez, yalanımın olması da büyümediğimi.

Thursday, April 26, 2012

siN/Hirli

"...anladım ki siNirli laflarım var .. bir de siHirli laflarım.. ve eminim ki sinirli laflar etmek ve kendime işe gidemeyecek kadar zarar vermek yerine, sihirli laflarımı kullanıp zaten halihazırda zor olan hayatı kendi adıma biraz kolaylaştırabilirim.  "

Hey Jude dont make it bad..

'Rastlantının böylesi' isimli filmde, G.P. metroyu yakalar, yanında oturan  adam Beatles dinlemektedir. Adam G.P.' ye sorar 
-bu şarkıyı biliyor musun?
-hayır, bilmiyorum.
-Hadi yapmayın, Beatles'ın şarkılarını herkes doğuştan bilir, tüm o amniyotik şeylerle bize aktarılmıştır. 


belki de bu yüzdendir ki 3. dövmem bir Beatles şarkısının sözlerine ait olacak...

"So let it out and let it in, hey Jude, begin
You're waiting for someone to perform with
And don't you know that it's just you, hey Jude, you'll do
The movement you need is on your shoulder
Nah nah nah nah nah nah nah nah nah yeah "

Wednesday, April 25, 2012

top 5 şarkı

Top 5 en sevdiğim şarkıların listesini yaptım, bugün, otobüsde. 
High Fidelity'i de anımsadım tabiki.
Şarkılarım şöyle;
(ilk 5 içindeki sıralama duygusal durumuma göre değişmekte)

1. Hey Jude - The Beatles
2. Everybody Hurts - R.E.M
3. Mad World - Gary Jules
4. Louis Armstrong - La vie en rose
5. Hallelujah - Rufus Wainwright

Not: Şarkıları üstlerine tıklayark dinleyebilirsiniz..

Siz aşktan ne anlarsınız bayım?

 ...
..
. 
 
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum...
Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

Allah'la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
Havı dökülmüş yerlerine yüzümün
Büyük bir aşk yamadım
Hayır
Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım...
Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
Aşk diyorsunuz ya
Ben istemenin Allahını bilirim bayım!

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Balkona yorgun çamaşırlar asmay
Ki uçlarından çile damlardı.
Güneşte nane kurutmayı
Ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım.
Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

Süt içtim acım hafiflesin diye
Çikolata yedim bir köşeye çekilip
Zehrimi alsın diye
Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
İlahiler öğrendim.
Siz zehir nedir bilmezsiniz
Zehir aşkı bilir oysa bayım!

Ben işte miraç gecelerinde
Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
Bir şiir aradım.
Geçen üç yıl boyunca
Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
Ülkem olmayan ülkemi
Kayboluşumu aradım.
Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
Bir ters bir yüz kazaklar ördüm
Haroşa bir hayat bırakmak için.
Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
Annem
Ki beyaz bir kadındır.
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı,
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
Aşk diyorsunuz ya,
İşte orda durun bayım
Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
Kendimin ucunda
Öyle ıslak,
Öyle kötü kokan,
Yırtık ve perişan.

Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
Aşkı aşk bilir yalnız!
 
Didem Madak 

Sunday, April 15, 2012

kabul etmek ...

Bazen öylesine yalnız kalırsın.. kalmak istemezsin ama kalırsın.. zaman sana karşıdır, şehir sana karşıdır, hava durumu sana karşıdır. Herşey senin raporla oluşturduğun boş gününde odandan çıkmaman için bir araya gelmiştir. Ama umrunda mıdır? hayır. Yağmur mu seni durduracak? hayır. Tabiki gideceksin Taksim'e buluşacaksın arkadaşınla. Gidene kadar ıslandı mı paçaların, ayakkabıların? olsun oturunca sıcak bi yere ısınır. Hem muhabbet edeceksin arkadaşınla, uzun zamandır muhabbet etmiyorsun ya.. unutursun o arada kurur gider paçaların. Telefon mu geldi? arkadaşın gelemiyor muymuş? İstanbul'a yağmur yağınca taksilere bir hallermi oluyormuş? Olsun gelmişken sen Taksim'e, bir şeyler ye, kitapçıya falan gir.. evet biliyorum paçaların ıslak ve artık muhabbet edemeyeceksin de o yüzden aklında paçalarında. Elinde de okuduğun güzel bir kitap varken yeni kitap almak hatta yeni kitaplara bakmak bile ona ihanet ediyormuş gibi hissettiriyor değil mi? O zaman çık kitapçıdan, dışarda yağmur var biliyorum ama sen çık. Git tramvay bekle. Atla evine git. Sıcak evinde ısın. O kadar kolay mı sandın. Raylı sistem bile yoldan çıkıyor yağmur yağınca. 4. tramvaya binebildin mi sonunda? O da yanlış tramvay mıymış? Titreme. Üşümüyormuş gibi yap. Kendini sıktıkça daha çok üşüyorsun. Konsantre olduklarında sıcak kömürler üzerinde yürüyebilen insanları düşün. Sen de konsantre ol. Sonunda doğru tramvaydasın. Yanında kendini yırtarcasına ağlayan bebeğe kızma, bebeklere kızılmaz. Bu dayanamadığın ses yüzünden insan nasıl bebek yapar diye garip düşüncelere de dalma lütfen. Az kaldı eve.. yürü biraz daha ıslak ıslak.. Evde misin odanda mısın.. Hadi şimdi kabul et yalnızsın. Koca bir şehirle savaşmayı bırak. 27 yıl küçük şehirlerde yaşadın. Bu şehrin dilinden anlamıyorsun. Kabul et yalnızsın.. Özdemir Asaf'ı hatırla.. ne demişti.. " yalnızlık müziğin bile seni dinlemisidir." aç müziği şimdi, seni dinlesin..

Uganda



Ayakkabıya mı ihtiyacınız var? Hangi marka? Spor, klasik? Bi atasözü vardır, kızılderililerden..
'başkası hakkında hüküm vermeden önce, iki ay onun makosenleriyle yürü ' ben bu söze bir eklenti yapmak istiyorum. " başkası hakkında hüküm vermeden önce, iki ay onun makosenleriyle yürü, eğer varsa." yukarda gördüğünüz bir ayakkabıcı. Bu ayakkabıcıda neyi ne kadar bulabilirsiniz bilmiyorum ama oranın yerlisi için buradan bir çift 'makosen' almak bile büyük ayrıcalık. Çünkü çoğunun ayağında ayakkabı yok. Bu cümleyi çok duymuş olabilirsiniz ama ben bu cümleyi yaşadım. 'ayağında ayakkabısı yok' cümlesi çok anlam yüklü gelmiyor olabilir ta ki 35'C lik havada yerler basılamayacak kadar sıcak olana dek. Şimdi yeni baştan düşünün gerçekten yeni bir çift ayakkabıya ihtiyacınız var mı? -ayakkabılıkta duran 5 çift ayakkabınız varken-
Çocukluğumdan beri anneme şunu sorarım; 'anne Afrika'ya gidebilecek miyim hayatımda bir kere olsun?' Annemin olgunlaşmış ve günün şartlarını kafasına yerleştirmiş beynine bu soru, sorudan çok 'hayal' di biliyorum. Ama hayaller arada bir gerçekleşiyor, aklınızda olsun. Sonunda gittim Afrika'ya, Kampala, Uganda'nın başkenti . Afrika'nın doğusunda, o kıtanın en büyük gölü olan Viktorya Gölü'nün dibinde.
Kaldığımız otel çok büyük ve güzeldi, 3 gün sadece havuz kenarında palmiyelerin altında yatsam, kitap okusam sıkılmazdım biliyordum ama asıl Afrika o otelin bahçesi değildi. Dışardaydı. Görmemiz gereken, deneyimlememiz gereken şeyler bahçenin dışındaydı.
Nil'in doğduğu yere gittik. Sanki bu biraz işin bahanesiydi gibi geldi bana, asıl aklımda kalanlar Nil'in yerine o yol üzerinde gördüklerimdi. Nerdeyse bütün dükkanlar resimdeki ayakkabıcı gibi baraka içine yapılmıştı. Etrafta bir sürü insan vardı, bir sürü. Hepsi de oturmuş zaman geçiriyorlardı, duvarın üstünde, motorun üstünde, çimlerde.. Oturmuşlardı. Bir şey bekler gibi bir halleri vardı. Ama doğru olan yapacak bir şeyleri yoktu. Binlerce insan, onlardan daha fazla çocuk; ayakkabısız, iç çamaşırsız. Hava 35'C. Temiz tuvalet mi lazım? Önce tuvalet bulursanız sevininin, sonra 'temiz' kelimesini aklınızdan çıkarın. İnsanların açlıktan öldüğü bir kıtada temizlikten bahsetmek yeterince garip. Bulduğumuz ilk tuvaleti su basmıştı, ikincisini böcekler. Hangisine girmeyi tercih edersiniz bilmiyorum ama ben ilkini kullandım. Hava çok sıcak olduğundan bolca sıvı tüketmeye çalışıyorsunuz normal şartlarda ama insan öyle tuvaletler görünce ondan da vazgeçiyor. Zaten genelde bir şeyler içtiğinizi gören insanlar elinizdekini ona vermenizi istiyor. Siz de veriyorsunuz. Bu arada gittiğimizde onlar kış mevsimindeydi ve ortalama sıcaklık 32ydi. Gerçekten düşünmeden harcadığımız tonlarca su, o kadar uyarılara rağmen kulak asmadığımız bilgiler.. hepsi korkunç derecede gerçek. Çünkü orda kış mevsiminde hava 35 derece ve, su yok varsa da sarı.
Aslında anlatacak çok şey var ama insan onları değil de kendini sorguluyor bu gördüklerinden sonra. İhtiyaçlarını sorguluyor. Gerçekten ihtiyaç duyup duymadığını sorguluyor. Ve cevabı olmayan ya da kolay cevaba kaçmak isterseniz KADER diyebileceğiniz soru geliyor aklınıza; bu insanların suçu ne? Afrika' da doğmak mı?

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...