Saturday, February 18, 2012

yine ece'den..

Siyah - beyaz olmayabilir, adam Fas'a gidip bir bar açmayabilir, fonda 'As time goes by' çalmayabilir, kadın sonunda uçağa binip gitmek zorunda kalmayabilir, ama her iki kişilik hikâyenin anlatılsa 'roman olacak' bir yanı vardır. Her ilişkinin, üçüncü bir kişinin allame-i cihan olsa anlayamayacağı iki kişilik sırları, üzeri sessizlikle örtülmüş yalanları, can yakıcı gerçekleri vardır; fakat, nihayetinde her insanın başka bir insanın kucağına ihtiyacı da vardır. Tarık bey de kendince bir Bogart'tır velhasıl. Zira aşk, sanıldığı kadar 'şiirsel' değildir. Çünkü şiir, o kadar 'şiirsel' değildir. Tarık beyin şiiri bu yüzden iyidir, çünkü şiirsel değil, hayat nasılsa öyledir, yani şiir gibidir! Çünkü bir gün kapıdan Vivien Leigh'a benzeyen bir kadın veya Robert De Niro'ya benzeyen bir adam geçebilir! Sevmek, birinin kıymetini bilmek, onların ardından gitmekle (veya gitmemekle) öğrenilir. Sevmeye dair verilen sözler hayatla sınandıkça kıymetlenir. Hatta sözler bozulsa bile sevmek devam edebilir...

Ev ile yol arasındaki çatışmada geçer hayat; macera ile huzur arasında, kapıdan geçenin ardından gitmek ile evin içinde duranla durmak arasında... Sonra gün geliyor, bir kişi çıkıyor ortaya. Hem yolun hem evin oluyor; hem maceran hem huzurun, kapıdan geçenin ve evde duranın oluyor. Evin içinde bir soluk, yastıkta bir iz, kendi kokuna karışmış bir koku, yanında durunca farkına bile varmadan elini tuttuğun biri oluyor. Evin içinde, hiç de 'şiirsel' olmayan bir anda odadan odaya geçişini seviyorsun misal, onu bilişini seviyorsun, bilinmeyi... Kokun kokusuna kardeş oluyor ve gün içinde ne olursa ona anlatmayı geçiriyorsun kafandan daha olurken, her ne oluyorsa. Sonra, günün sonunda onunla kalıyorsun. Gitmiyorsun. Aşk mı bu şimdi? Sevgi mi? Alışmak mı? Artık onu da pek önemsemiyorsun... Doktor, teşhis doğru değil mi?


~Ece Temelkuran

Friday, February 17, 2012

28


Hayat sizi de zorluyor mu? Yani 28 yaşına geldiğinizde hala bir hayat kurmaya çalışıyorsunuz, bu biraz garip değil mi? 28 yıldır yaşıyorum zaten, iyisiyle kötüsüyle. Ve o kadar eminim ki dünyanın parasını da kazansam değişen bir şey olmayacak, hayat yine devam edecek, iyisiyle kötüsüyle.. O zaman bu kendini parçalamak niye? Bu deli danalar gibi koşturmak? Hırs yapmak? Diğerini ezip geçmeye çalışmak? Yolun sonuna doğru amog koşucusu gibi koşturmak herşeyi yıkarak, hiç bir şeye dikkat etmeyerek.. Bi dur! Nerdeysen orda dur, sağına soluna bak.. kim var kim yok.. kimler senden bir telefon bekliyor bugün, ya da kimin sesi senin mutluluk hormonlarını yükseltir.. en son ne zaman güzel bir kitap okudun, veya özür diledin veya çok lezzetli bir çay demledin veya birinin gözünün ta dibine bakarak gülümsedin.. veya annenin senin için ne çok şey yaptığını hatırladın ve takdir ettin.. en son ne zaman birine kocamaaan sarıldın ve bütün enerjini aktardın.. hatırlamak zor mu? Peki en son ne zaman kime neden sinirlendin? Son sigaranın tadı nasıldı, en son içtiğin birayı içmese miydin acaba? O adamın/ kızın derdi neydi? En son ne zaman 'anlatamadın' kendini ve 'anlayamadın' karşı tarafı.. En son ne zaman bir kalem aldın eline, yazdın da yazdın.. Nerdesin şimdi? Bir barda? koltukta? arabada? haber mi izliyorsun, maç mı? En son ne zaman şöyle güzel bir şutla gol attın HAYATA? Yoksa herseferinde, hayat senden bir as çıkarmanı beklerken, pas mı dedin sen?
28 yaşındayım ve hayatımı kurma çabası içindeyim. Bugüne kadar yaşadığım neydi peki? Annemle babamın hayatı mı?

Wednesday, February 15, 2012

Don Quijote de la Mancha

Demek ki saygı ve sakınım göstermek zorunda değilsin, bu kitap için aklına ne gelirse söyleyebilirsin: kötü söylersen kimse seni cezalandırmaz, iyi söylersen hiç kimseden ödül alamazsın.

Önsöz
'den..

(...) Seni böyle ünlü ve saygın bir şövalye ile tanıştırdım diye pek çok öğünmek istemem; ama seyisi, bitirim Sancho Panza'yı tanıştırdığım için buna minnet duymalısın; onun kişiliğinde, seyislere yaraşan ve şövalye romanlarında dağınık olarak rastladığımız bütün nitelikleri topladım sanıyorum. İşte böyle okurum, Tanrı sana sağlık versin, beni de unutmasın.

Önsöz'den..

(...) Böylece, niyetini kimselere açmadan, hiçkimseye görünmeden, bir sabah, gün ağarırken -temmuz ayının en sıcak zamanıydı - tepeden tırnağa silahlandı, Rocinante'ye atladı, iyice oturmayan tolgasını başına geçirdi, kalkanını koluna taktı, mızrağını aldı ve bu güzel maceranın bu kadar kolay başladığına şaşarak, kümes avlusunun arka kapısından çıkarak kırlara yollandı...


~Cervantes

Tuesday, February 7, 2012


Sensin artık ne varsa: Aşktı, kavgaydı, uzak yerler özlemiydi.

C. Süreyya

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...