Skip to main content

Som

Uyumaya çok ihtiyacım vardı, çok uykum vardı. Yani şehirle karşılaştığım ilk an gözlerimden uyku akıyordu ki arabadan indiğim ilk an dondu kaldı. O kadar soğuktu. Otel odasına gelip, üstümü değiştirip, yatağa girerken güneş de perdenin arasından odama girmeye başlamıştı. Türkiye'nin saatine göre 4 saat ilerde olan ülkede ölü bir balık nasıl uyuyorsa öyle uyudum 5-6 saat. Ardından kahvaltı, ardından alışveriş. Alışveriş Bişkek'le özdeşleşen bir kelime değil aklınızda olsun. Para birimleri som. Herşeyin üzerinde SOM yazıyor, bazı yerler dolar da alıyor. Benim çantamda ve aklımdaysa euro var. O yüzden almak istediğim bir şeyin ne kadar olduğunu anlamak zamanımı aldı. Ben de dayanamayıp birini çevirdim ve sordum 'sizin şu som, kaç lira? özünde bir soruya, '25 som 1 lira ' olarak cevap verdi güleryüzlü bayan, Ruşana. Ben anlamıştım zaten, yani paralarının bizim paradan baya değersiz olduğunu. Sonra gittim dolar ve som aldım türk paramla. Cebimde Abraham Lincoln'ler, Andrew Jackson'lar.. Ordan çıkıp bir pazar yerine gittim fakat Eskişehir'in günahını almışım. Her yer buz! derdim ordayken. Değilmiş. Tüm kaldırımlar buz olunca bayağı penguene doğru evrimleşiyor insan. Ve bu buz -30 derece ile birleşince kendinizden şüphe etmeye başlıyorsunuz, ayak parmaklarınızı bir süre sonra hissetmemeye başlayınca onları özlüyorsunuz. Burnunuzun içi donucak kadar bir soğukta buzun üzerinde yürümeye çalışırken inanın sadece yürümeye odaklanıyorsunuz. Gerçi oralı olanlar adapte olmuşlar bu duruma, havaya bakarak yürüyebiliyorlar. Bir de kayıp yanınızdan geçenler var, en az, denize yeni girerken ve suya daha alışmamışken size su sıçratma ihtimali olan denizin içindeki insanlar kadar sinir oluyorsunuz onlara.

Bişkek 20-30 sene geriden gelen bir ülke, bunu ben demedim ama orda herkes öyle diyor. Şehir gri ve soğuk. Yolda arabaların yarısından fazlası taksi, taksiler çok ucuz. Minibüslerse komik, çiçek abbasın minibüsü modunda.


Duvarımdaki ve kolumdaki saatin farklılığı arasında aklım gidip geldi tüm gün, içeri girince burnumu ve ayak parmaklarımı tekrar kazandım. 'Soğuk' ne demekmiş bunu anladım. Ve düşmeden o şehirden ayrıldım.

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

günlerden bugün

yok yok .. burası bi günlük değil sadece durak noktası bi nevi.. benim için yani . günün şarkısı ---> honey honey grubundan LITTLE TOY GUN ! ... is my little toy gun ! süper şarkı . myspaceleri var dileyene---> http://www.myspace.com/honeyhoneyband her ne kadar gece bi türlü uyuyamasam da güzel uyandım bugün . bilmiyorum artık duvarlarımı çok ince yapıyorlar yoksa insanlar sözlerini dinlettirmek için gecenin bi saati insanları rahatsız etmiyim falan demeden yüksek sesle mi konuşuyor .hiç bir fikrim yok ama hiç acımam gece çalarım kapılarını uyarmak için dün yaptığım gibi . dün gece bir de sivri sinek vardı içerde , onu yakalama bahanesiyle bir sürü sayfa kitap okudum ama sonra tam olarak kulağımın yanında vızıldayıp geçerek arkamdaki duvara konan sivrisineği bi hışımla öldürdüm . sonra teşekkür ettim . kanı duvarda kaldı sineğin , yastığımın üst tarafında ve öyle uyudum .. bugünler güzel günler , değerini bilip tadını çıkarmak lazım diye yazıyorum bu durak noktası notlarını , pek…