Skip to main content

J. D. Salinger


Bazı kitaplar çıtayı çok yükseltince ve çok keyifli bir şekilde bitince, rafdan yeni bir kitaba uzanmaya çekiniyorsunuz. Çünkü oradan iyi bir şey gelmeli. Şu an acayip keyiflisiniz, o keyfin içine edecek herhangi bir yazara kin gütmeye başlayabilirsiniz. Dolayısıyla ben şöyle bir yol izliyorum ; eğer çok sevdiysem bir kitabı, bitmesini istemeye istemeye bitirdiysem, kitap bu bitiyor elinde sonunda, herşeyin bir sonu var dostum, üzgünüm. Hatta güzel şeyler kısa sürermiş öyle derler, nasıl yani derim ben de, güzellikle uzunluk ters orantılı mı? Neyse eğer çok sevdiysem kitabı ve bittiyse ister istemez, tadı kaldıysa damakta, aynen gidiyorum kitapçıya ikinci kitabını, mümkünse üçüncü kitabını falan alıyorum.. Ama bazen böyle olmuyor çünkü o etkilendiğiniz kitap, nasıl bir iş çıkarılmışsa artık, yazarın ilk ve son kitabı oluyor. Bu nedenle sahafın en dip köşelerine kafanızı soksanız dahi bir anlamı olmuyor. Bu durumu yaşadığım bir kitap ve yazar var; Bülbülü öldürmek - Harper Lee.
Ama bazen de şansınız yaver gider ve o sevdiğiniz kitabın yazarı bir kaç kitap daha yazmıştır, gider o kitapları kitapçı rafından alır gelir kendi rafınıza koyarsınız, benim dün J.D.Salinger kitaplarına yaptığım gibi.. Şiddet yanlısı olmadığımdan gereksiz bir kalıp olduğunu düşündüğüm 'şiddetle tavsiye ederim' demeden size nasıl şiddetle tavsiye edeceğim bilmiyorum fakat Salinger'in Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabını okuyun derim. Pek bi keyifli. Ama söylenenlere göre bu kitap John Lennon suikastçisinin üzerinde bulunmuş, ve diğer bir kaç suikastçinin de kitaplığında.. Meğer kitap bir provokasyon aracıymış. Aynı kitaptan mı bahsediyoruz acaba? Emin misiniz? Benim toplu taşıma araçlarında dayanamayıp sesli güldüğüm bir kitap 'başka bir açıdan' okunduğunda aslında bir provokasyon aracıymış. Anlamadım ki kaç derecelik açıdan okudunuz, tersten mi okudunuz acaba? Neyse kitap hakkında söyleyebileceğim tek şey var, çok keyifli. Çünkü ben zaten oldum olası bir çocuk ağzıyla yazılmış kitapları severim (bknz. Süper İyi Günler, Bülbülü Öldürmek, Aşk ve Karanlık...) Ve kitapta şöyle diyor, Heldon, eğer bir kitabı bitirdikten sonra , o yazara telefon açıp konuşmak ve arkadaşı olmak istiyorsanız, kitabı gerçekten beğenmişsiniz demektir.

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…