Sunday, January 29, 2012

içe kapanış

uyandı sabah erkenden.. hem de çok erken.. karanlıkta.. telefona baktı, telefon ona.. çalmamış telefon.
başüstündeki notlara baktı. günler öncesinden yazılmış ' Baudelaire'nin içe kapanış adlı şiirini oku'. buldu okudu.

Derdim: yeter, sakin ol, dinlen biraz artık;
Akşam olsa diyordun, işte oldu akşam,
Siyah örtülere sardı şehri karanlık;
Kimine huzur iner gökten, kimine gam.
sonra çıktı evden.. işe gitti.. telefona baktı, telefon ona. işten geldi.
Bırak, şehrin iğrenç kalabalığı gitsin,
Yesin kamçısını hazzın sefil cümbüşte;
Toplasın acı meyvesini nedametin
Sen gel, derdim, ver elini bana, gel şöyle
sanki biri bütün duyguyu şırıngayla çekmiş gibi içinden.. tepkisiz kaldı herşeye.
çünkü ilk kez dünyada bir nokta gibi hissetti kendini. anlamsız bir nokta.
şimdi bir kez daha inandırmak istedi kendini. bir kez daha hiç bir şey olmamış
gibi yapmak istedi. bir kez daha acımamış gibi yapmak istedi. içinden gelmedi.
Anladı ki kalple beyin değil de sadece karar mekanizması. Mide
kasılmaları her şeyin üstündeydi. en 'mantıklısı' Billie Holiday den
Goodmorning Heartache dinlemekti. o da öyle yaptı.

Thursday, January 26, 2012

J. D. Salinger


Bazı kitaplar çıtayı çok yükseltince ve çok keyifli bir şekilde bitince, rafdan yeni bir kitaba uzanmaya çekiniyorsunuz. Çünkü oradan iyi bir şey gelmeli. Şu an acayip keyiflisiniz, o keyfin içine edecek herhangi bir yazara kin gütmeye başlayabilirsiniz. Dolayısıyla ben şöyle bir yol izliyorum ; eğer çok sevdiysem bir kitabı, bitmesini istemeye istemeye bitirdiysem, kitap bu bitiyor elinde sonunda, herşeyin bir sonu var dostum, üzgünüm. Hatta güzel şeyler kısa sürermiş öyle derler, nasıl yani derim ben de, güzellikle uzunluk ters orantılı mı? Neyse eğer çok sevdiysem kitabı ve bittiyse ister istemez, tadı kaldıysa damakta, aynen gidiyorum kitapçıya ikinci kitabını, mümkünse üçüncü kitabını falan alıyorum.. Ama bazen böyle olmuyor çünkü o etkilendiğiniz kitap, nasıl bir iş çıkarılmışsa artık, yazarın ilk ve son kitabı oluyor. Bu nedenle sahafın en dip köşelerine kafanızı soksanız dahi bir anlamı olmuyor. Bu durumu yaşadığım bir kitap ve yazar var; Bülbülü öldürmek - Harper Lee.
Ama bazen de şansınız yaver gider ve o sevdiğiniz kitabın yazarı bir kaç kitap daha yazmıştır, gider o kitapları kitapçı rafından alır gelir kendi rafınıza koyarsınız, benim dün J.D.Salinger kitaplarına yaptığım gibi.. Şiddet yanlısı olmadığımdan gereksiz bir kalıp olduğunu düşündüğüm 'şiddetle tavsiye ederim' demeden size nasıl şiddetle tavsiye edeceğim bilmiyorum fakat Salinger'in Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabını okuyun derim. Pek bi keyifli. Ama söylenenlere göre bu kitap John Lennon suikastçisinin üzerinde bulunmuş, ve diğer bir kaç suikastçinin de kitaplığında.. Meğer kitap bir provokasyon aracıymış. Aynı kitaptan mı bahsediyoruz acaba? Emin misiniz? Benim toplu taşıma araçlarında dayanamayıp sesli güldüğüm bir kitap 'başka bir açıdan' okunduğunda aslında bir provokasyon aracıymış. Anlamadım ki kaç derecelik açıdan okudunuz, tersten mi okudunuz acaba? Neyse kitap hakkında söyleyebileceğim tek şey var, çok keyifli. Çünkü ben zaten oldum olası bir çocuk ağzıyla yazılmış kitapları severim (bknz. Süper İyi Günler, Bülbülü Öldürmek, Aşk ve Karanlık...) Ve kitapta şöyle diyor, Heldon, eğer bir kitabı bitirdikten sonra , o yazara telefon açıp konuşmak ve arkadaşı olmak istiyorsanız, kitabı gerçekten beğenmişsiniz demektir.

Wednesday, January 25, 2012

Trango Towers..
Dünyanın en büyük uçurumu..
Yani en derin uçurumu..
Pakistan'da.

...

Hrant Dink vardı.
Bir de Uğur Mumcu..
Sonra mezarlarına su döktüğüm Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan..
Hiroşima va ve hatta bir de Nagazaki.
Ve Çernobil..
Naziler vardı ve yahudiler..
Sivas yangını da var..
Hutular ve Tutsilerin olduğu Ruanda..
Ve aklıma gelmeyen, bilmediğim ve hatta bilmediğimiz ..
bir çok ölüm, katliam..
..
.
tüm bunlar.
yani tüm bu ölümler, katliamlar..
yani insanların yaptığı tüm bu ölümler, katliamlar..
yani insanların kendi elleriyle yaptığı bombalar, silahlar, çekilen tetikler..
..
ve biliyor musunuz Tanrı'nın bizimkilerden başka elleri yoktur!

Sunday, January 22, 2012

Som

Uyumaya çok ihtiyacım vardı, çok uykum vardı. Yani şehirle karşılaştığım ilk an gözlerimden uyku akıyordu ki arabadan indiğim ilk an dondu kaldı. O kadar soğuktu. Otel odasına gelip, üstümü değiştirip, yatağa girerken güneş de perdenin arasından odama girmeye başlamıştı. Türkiye'nin saatine göre 4 saat ilerde olan ülkede ölü bir balık nasıl uyuyorsa öyle uyudum 5-6 saat. Ardından kahvaltı, ardından alışveriş. Alışveriş Bişkek'le özdeşleşen bir kelime değil aklınızda olsun. Para birimleri som. Herşeyin üzerinde SOM yazıyor, bazı yerler dolar da alıyor. Benim çantamda ve aklımdaysa euro var. O yüzden almak istediğim bir şeyin ne kadar olduğunu anlamak zamanımı aldı. Ben de dayanamayıp birini çevirdim ve sordum 'sizin şu som, kaç lira? özünde bir soruya, '25 som 1 lira ' olarak cevap verdi güleryüzlü bayan, Ruşana. Ben anlamıştım zaten, yani paralarının bizim paradan baya değersiz olduğunu. Sonra gittim dolar ve som aldım türk paramla. Cebimde Abraham Lincoln'ler, Andrew Jackson'lar.. Ordan çıkıp bir pazar yerine gittim fakat Eskişehir'in günahını almışım. Her yer buz! derdim ordayken. Değilmiş. Tüm kaldırımlar buz olunca bayağı penguene doğru evrimleşiyor insan. Ve bu buz -30 derece ile birleşince kendinizden şüphe etmeye başlıyorsunuz, ayak parmaklarınızı bir süre sonra hissetmemeye başlayınca onları özlüyorsunuz. Burnunuzun içi donucak kadar bir soğukta buzun üzerinde yürümeye çalışırken inanın sadece yürümeye odaklanıyorsunuz. Gerçi oralı olanlar adapte olmuşlar bu duruma, havaya bakarak yürüyebiliyorlar. Bir de kayıp yanınızdan geçenler var, en az, denize yeni girerken ve suya daha alışmamışken size su sıçratma ihtimali olan denizin içindeki insanlar kadar sinir oluyorsunuz onlara.

Bişkek 20-30 sene geriden gelen bir ülke, bunu ben demedim ama orda herkes öyle diyor. Şehir gri ve soğuk. Yolda arabaların yarısından fazlası taksi, taksiler çok ucuz. Minibüslerse komik, çiçek abbasın minibüsü modunda.


Duvarımdaki ve kolumdaki saatin farklılığı arasında aklım gidip geldi tüm gün, içeri girince burnumu ve ayak parmaklarımı tekrar kazandım. 'Soğuk' ne demekmiş bunu anladım. Ve düşmeden o şehirden ayrıldım.

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...