Skip to main content

Somali'deki insanlar doyduda mı sustunuz?

Ayağımda topuklular, elimde çek çek hızlı hızlı ekip odasına gidiyordum. Derken bir anda önüme bir çiçek düştü. Meğer önümde hiç farketmediğim, elinde çiçek taşıyan bir adam varmış. Bir an durdu, döndü ve önümdeki çiçeği aldı ve 'o çiçek benim için düştü' demeye kalmadan önüne döndü. Ben daha bunu düşünürken aynen arkasına dönüp düşen çiçeği bana vererek 'bu sanırım sizin için..' dedi elindeki saksı içindeki çiçekleri hızlı hızlı taşımaya devam eden beyefendi. Hiç ummadığınız anda burnunuzun dibinde bitiveren çiçek ne anlama gelir ki? Kötüye alamet olamayacağına göre ben de kötüye yormadım. Aynı gün yani dün eve dönerken farkettim ki mahalleye bir kitapçı açılıyor. Daha raflarda kitaplar yok ama üstünde 'kitabevi' yazıyor. Bunu farkedince, mahallemde rahatça giidip dolaşabileceğim bir kitapçının açılacağını bilmek hissi ve mutluluğuyla kapılarını tıklatıp hayırlı olsun dedim.. bekleriz her zaman dedi.. ben de gelirim her zaman dedim. Etrafınızda küçük de olsa böyle güzel şeyleri farkedip görmek, tepki vermek, karşı tarafa da kendini iyi hissettirmek güzel bir şey çünkü..
çünkü bakmadığınız tarafta, bakmadığımız tarafta..
bakmak istemediğimiz, görmek istemediğimiz, duymak istemediğimiz,
kısacası görmemezlikten geldiğimiz tarafta.. o kadar kötü şeyler olup bitiyor ki.
3 gündür kafamı kaldırmadan iki kitap okuyorum:

1.Gökyüzünün Yarısı _ Nicholas Kristof/Sheryl Wudunn
2.Nereye gidersem gökyüzü benimdir_ Şafak Pavey

Bir de kitaplardaki konuyla ilgili sunumları TED.com'dan açıp izliyorum. Ve şu an düşündüğüm görmemezlikten gelmenin hiçbirşeyi değiştirmediği, geçen her dakikada kaç kadına tecavüz edilip, kaç kadına AIDS bulaştığı ve kaç kadının doğururken öldüğü ya da fistül olduğu. Kamboçya'da 12-13 yaşındaki çocuklarla dolu genelevler, onlardan haraç alan polisler, kafasını örtünün altından çıkaramayan ama yine de yüzüne asit dökülen, burnu kesilen İranlı kadınlar.

Eşref-i mahlukat mı demiştiniz? Biz? İnsanlar? Birbirinin yüzüne kezzap atan, ya da 5 erkek tecavüz ettikten sonra dişinin içine sopa sokan maymun hiç görmedim ben. Evet sinirliyim. Zira sizin de sinirli olmanız gerekiyor.

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…