Skip to main content

Koyun Russell


Ablamın bir tavuğu var her gün erkenden uyutup yatırdığı. Yeğenim:) Sayesinde çocukluğuma döndüm. Henüz daha 1.5 yaşında ve ben şimdiden çocuk kitaplarına dalmış durumdayım. Kendi çocukluğumdan hatırladığım pek hatrı sayılır kitap yok. Okumuyormuydum yoksa okuduklarım çok da kalıcı ve yaratıcı şeyler değil miydi bilemiyorum. Hatırladığım bir ayşegül serisi var. Ayşegül orda, ayşgül burda, gezenti ayşegül. Cin Ali serisini unutmak ne mümkün. Bir de şeker portakalını hatırlıyorum ama sadece adını. O yüzdendir ki Mercan benim gibi olmasın, daha erken yaşta okumayı sevsin diye :) çocuk kitapları analizine başladım. Ve fakat düşündüğümden daha eğlenceliler.

Bir kahve eşliğinde okunabilecek kitaplar.. hatta öyle ki kitap kahveden daha çabuk bitiyor. O nedenle siz ya kitabı okurken kahveyi de biraz hızlı için, ya da şimdi tavsiye edeceğim 3 kitabı bir kahveyle bitirin.


Wolf Erlbruch'un iki kitabı; birincisi: Ölüm, Ördek ve Lale. Yazar aynı zamanda çizer. Çizimler de çok sade ve süper. Aslında doğduğundan beri peşinde dolaşan ölümü gün geliyor farkediyor ördek. Ölüm gayet rahat. Ben zaten hep burdaydım sen yeni farkettin diyor. Ördek ölümü tanımaya çalışıyor; birlikte ağaca çıkıyorlar, göle giriyorlar. E kitabın sonunu da söylemiyim. Yazarın ikinci kitabı; Kafasına Edeni Bulmaya Çalışan Küçük Köstebeğin Hikayesi. Gözleri aşırı derecede miyop olan köstebek kafasına yapana çok sinirlenir ve onu aramaya başlar. Sherlock Holmes moduna geçmiştir. Önüne çıkan her hayvana kafasındakinin ona mı ait olduğunu sormaktadır. Bir çok hayvana sorar. At, inek, domuz.. Onlar da " o ne ki öyle, bak benim ki böyle" diyerek kafasına edenin kendileri olmadığını ispatlarlar. Sonuçta kim yapmıştır kafasına köstebeğin?
Diğer kitap ise Rob Scotton'a ait. Koyun Russell. Yazının başında resmi olan arkadaş kendisi. Koyun Russell'ın bir sorunu vardır, uyuyamamaktadır. Uyuyamadığımız zaman biz koyun sayarız, peki uyuyamayan koyun ne sayar?

İtiraf ediyorum analiz falan yalan, bayıldım ben bu kitaplara.

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…