Skip to main content

Gökyüzünün yarısını kadınlar ayakta tutar. ~Mao

"İnsan ırkının yarısına karşı ayrımcılık yaparken hedeflerimizi gerçekleştirmemiz mümkün değildir. Birbiri ardına yapılan araştırmaların da bize gösterdiği gibi, kadınların güçlendirilmesinden daha etkili bir araç yoktur."
- Kofi Annan ( BM Genel Sekreteri )

Bir önceki yazımda da bahsetmiş olduğum kitaplardan özellikle birincisinden alıntılar yaparak 'kadın ayrımcılığı' konusunu detaylı bir şekilde yazıcam. Kendi cümlelerime çok fazla yer vermemekle birlikte sadece alıntılar arasındaki boşlukları doldurmayı düşünüyorum. Ayrıca yazı içeirsinde konu ile ilgili linkleri bulmanız mümkün.


Gökyüzünün yarısını ayakta tutan kadınlara, sizin görmediğiniz zamanlarda, yerlerde, uzaklarda, şahit olmadığımız anlarda, kafamızı döndürüp bakmadığımız, baksak da görmezden geldiğimiz anlarda neler oluyor diye yazmak istedim buraya.

Kamboçya, Hindistan vb. ülkelerde devamlı tekrarlanan bir senaryo var. Genelevler genellikle kız çocuklarıyla dolu. Buralara satılan kız çocukları 12-13 yaşına geldikleri zaman geneleve gelen biriyle ilişkiye girmesi isteniyor. Bir kızın hayatındaki bu 'ilk' tabiki genelev için çok para ediyor. Korkan ve bunu yapmak istemeyen kız çocuğu müşterisi tarafından ya da genelev yöneticileri tarafından dövülüyor. Karşı koymaya hali kaldıysa eğer o zaman kız çocuğuna uyuşturucu veriliyor ki artık çocuk hiç bir şeye kaşı koyamaz hale geliyor. Sonrasında o iğrenç yerden kaçamayacağını anlayan her kız çocuğu durumu kabullenip çalışmaya başlıyor. Kızlara para ödenmiyor, genelevden çıkmaları yasak, prezervatif kullanmayı teklif etmeleri yasak, ağlamaları yasak, giysi giymeleri yasak (üzerlerinde para saklamamaları için çıplak dolaştırılıyorlar). Başarıp da genelevden kaçan kız polise gittiği takdirde, genelevlerden haraç alan polis tarafından tecavüze uğradıktan sonra tekrar aynı yere gönderiliyorlar. Okuduğum kitabın yazarları tarafından bir genelevden 'kurtarmak amacıyla' satın aldıkları kız çocuğunun bir süre sonra geneleve geri döndüğünü öğrenmişler. Bunun sebebi uyuşturucu bağımlısı olmasıymış... İnsan ticareti, satılan kızlar, AIDS li kadınlar.. oranları çok yüksek.. fakat istatistiki bilgilere nazaran insanların hikayelerinin bizi daha çok etkilediğinin farkındayız..

Son 50 yılda sırf cinsiyetleri yüzünden öldürülen kızların sayısı, XX. yüzyılın tüm savaşlarında ölen erkeklerin sayısından fazla.

(...)Tecavüz Güney Afrika'da bir salgın hastalık haline gelmişti, o nedenle Sonette Ehlers adındaki bir tıp teknisyeni bir ürün geliştirdi ve bu ürün anında halkın dikkatini çekti. Ehlers, bir tecavüz kurbanının perişan bir halde ona dediklerini hiç unutmamış "Keşke oramda dişlerim olsaydı" Bir süre sonra, Ehlers'ın çalıştığı, hastaneye, penisi fermuara sıkıştığı için dayanılmaz acılar çeken bir adam gelmiş. Ehlers bu hikayeleri birleştirip, sonunda Rapex adında bir ürün geliştirmiş. İçinde dikenli teller olan bir tüpe benziyor. Kadın bu tüpü bir aplikatör yardımıyla tampon gibi vajinasına itiyor ve kadına tecavüz etmeye kalkan erkeğin penisi de böylece dikenli tellerle sarılıyor, çıkartmak içinse acile gitmek gerekiyor. (...)

(...)Sudan, Etiyopya ve Somali'de klitorisin, labianın ve diğer dış genital organların kesildiği, bütün genital alanın 'temizlendiği' en uç uygulamalara rastlanıyor. (kadın sünneti)Bu uygulama geniş bir yaralı alan oluşturuyor. Ve sonrasında vajinal açıklık genellikle bir dikenle, adet kanaması için açıklık bırakacak şekilde dikiliyor. Bacaklar yaranın iyileşmesi için bağlı olarak tutuluyor. Bu işlem kapama diye adlandırılıyor.Ve kadın evlendiğinde kocası ya da bir ebe dikilmiş kısmı bıçakla açıyor. Böylece kadın cinsel ilişkiye girebilir hale geliyor.(...)

Anne ölüm oranlarının da bu konu içerisinde önemli bir yeri var. Anne ölümlerinin nedenleri;
1.Biyoloji: 'leğen kemiği şekli'. Kadınlarda en sık görülen leğen kemiği türü olan jinekoid, doğum sürecine en elverişli olandır(ama başarılı atletlerde görülmez). Afrikalı kadınlar orantısız bir çoğunlukla antropoid leğen kemiğine sahip olmaya daha meyilliler.
2.Eğitim eksikliği
3.Kırsal bölgelerde sağlık sisteminin eksikliği
4.Kadınların itibar görmemesi.

Kısacası, 4 konununda pik yaptığı yer olan Afrika'daki anne ölüm oranlarından, istatistiki verilerden bahsetmeye gerek var mı bilmiyorum. Ama ben yine sadece hikayelerden giderek devam etmek istiyorum. Düşünün ki hamilesiniz, doğuma daha doğrusu normal doğuma uygın olmayan bir iskelet yapınız var, sağlıklı da beslenmediniz, hamilelik boyunca hastanenin yanından geçmediniz, nasıl olduysa sancılar ile sizi malzemesi eksik olan, pis ve sezeryan bilmeyen bir doktoru olan hastaneye götürdüler. Ve sizde olması gerekli olan açıklık olmadı. İşte o zaman başınıza iki şey geliyor. Yani o kadınların başlarına iki şey geliyor. Birincisi bebek içerde kalıyor. Onunla ilgilenilmediği ve bebek dışarı çıkartılmadığı takdirde zaten oksijensizlikten ölmüş olan bebek yavaş yavaş içerde çürüyerek anneyi de zehirlemeye başlıyor. Ya da annenin rahmini yırtarak dışarı çıkan bebek, anneyi fistül hastası yapıyor. Bunun anlamı da, anne bundan sonraki hayatında dışkısını her zaman sızdıracak demektir. ( Bu hastalığın da tedavisi var ama konu Afrika olunca neyin olup neyin olmadığı konusu şekil değiştiriyor.) Bu hastalığa yakalanan tüm kadınlar kötü koktukları için insanlardan izole bir hayat sürüyor.

"Genelde bir ulusun büyüme ve kalkınma potansiyelinin en iyi işareti, kadınların statüsü ve rolüdür. "
-David S. Landes

Bir erkek çocuğu eğitirseniz bir bireyi eğitmiş olursunuz, bir kız çocuğunu eğitirseniz, tüm köyü eğitmiş olursunuz. ( Afrika atasözü)

(...)kızların okula devamlılığını arttırmanın en düşük maliyetli yollarından biri öğrencileri bağırsak solucanlarından kurtarmak. Bağırsak solucanları çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimlerini engelliyor.
Kız çocuklarının eğitimini arttırmanın bir başka düşük maliyetli yolu da onlara adet dönemleriyle başa çıkmayı öğretmek. Procter and Gamble firmasının bir kolu FemCare Afrika da başlattığı bir projeyle bedava ped dağıttı. Ancak hiç beklenmedik zorluklarla karşılaştı. Öncelikle kızların pedlerini değiştirebilecekleri ve temizlenebilecekleri bir yere ihtiyaç vardı ancak bir çok okulda tuvalet yoktu. Böylece, FemCare okullarda içme suyu da akan, lavaboları olan tuvaletler inşa etmeye başladı.
Kızların eğitim oranını arttırmanın bir diğer basit ve umut verici yolu da tuzu iyotlamak. Gelişmekte olan dünyadaki hanelerin %31'inde ne sudan ne yiyeceklerden yeteri kadar alabiliyor. Sonuç, arada sırada görülen guatr ve daha sık görülen henüz anne rahminde oluşan beyin hasarı. (...)

"Eğitimin masraflı olduğunu düşünüyorsanız bir de cehaleti deneyin."
-Derek Bok

(...)Bill Gates Arabistan'da yaptığı bir konuşmada (izleyici kitlesi kadın/erkek olarak paravan ile ikiye bölünmüş şekilde Gates'i dinliyorlardı.) dinleyicilerden biri Suudi Arabistan'ın 2010 yılına kadar teknoloji alanında dünyanın en iyi on ülkesinden biri olmayı hedeflediğini belirtip bunun gerçekçi olup olmadığını sormuş. Gates "ülkenizdeki yeteneğin yarısından tam olarak faydalanmıyorsanız ilk ona pek yaklaşamazsınız."(...)


İnanın daha çok fazla alıntı ve örnek var. Bence en iyisi kitabı alıp okmanız ve kitabın sizi sarsmasına izin vermeniz. Kitabın linki; http://www.halftheskymovement.org/ Üzülerek söylüyorum ki kitabın bitiş hikayesi Diyarbakır'daki bir namus cinayeti.

Kitabın en sevdiğim yönü, bu aşılamayacak gibi duran büyük ayrımcılığı insanlığın daha önce de karşılaşıp üstesinden geldiği başka bir ayrımcılığı örnek vererek, bunun da aşılabilir olduğunu göstermesi.

(...)1780'lerin başlarında kölelik dünya üzerinde hiç sorgulanmamış şeylerden biriydi. Sonra ne olduysa, on yıl içinde kölelik İngiltere gündeminin ilk sırasına oturdu. İşler yolunda gitti ve 1807 yılında köle ticareti yasaklandı ve 1837 yılında kendi kölelerine özgürlük veren ilk milletlerden biri oldu. İngiliz toplumu, yarım yüzyıldan fazla bir süre boyunca bu vicdani liderlikten dolayı korkunç maliyetler ödedi. Chaim Kauffman ve Robert Rape adındaki iki akademisyen İngiltere'nin köleliğin kaldırılması yönündeki ahlaki vaatlerinden dolayı 60 yıl boyunca gayri safi milli hasılanın % 1,8 i kadar fedakarlıkta bulunduğunu hesapladılar. Bir milletin değerlerini çıkarlarının üzerine koymasıyla ilgili destansı bir öykü.

Bu ateşi oluşturan kıvılcım ise çoğunlukla William Willberforce olarak bilinir fakat, Thomas Clarkson'un da çok önemli bir etkisi olmuştur. Köleliğin çok da kötü bir şey olmadığını düşünen İngiliz toplumu, Thomas Clarkson'un çizmiş olduğu, köle ticareti sırasında kölelerin gemilerde nasıl taşındığına dair posterleri gördüklerinde sarsıldı ve bakış açıları tamamen değişti.


"Bir kadın binbir parçadan oluşur, hakikaten hayat çok zordur." Lu Xung

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…