Skip to main content

Posts

Showing posts from November, 2011

i y i k i k i t a p l a r v a r . . .

"Kendi yalnızlığını zenginleştirmeyi bilmeyen kimse, telaşlı kalabalığın içinde de tek başına kalmayı bilmez." diye yazmış bir şehir planlamacı. Ardından kitaplığıma şöyle bir bakış atıyorum. Yalnızlığımı zenginleştirdiğim kitaplarım acaba aynı zamanda beni yalnız kılmıyorlar mı? belli bir sayıdan sonra artık onların esiri olduğumuzu söyleyen Selçuk Altun değil miydi zaten? Şimdi sokaklarına alışık olmadığım, evime en yakın kitapçısını sevmediğim, hiç benimmiş gibi gelmeyen bir evin ve mobilyaların içinde bana ait olduğuna emin olduğum tek bir şey var o da; kitaplarım...

Ama emin değilim, onlar sayesinde yalnızlık zenginleşiyor mu yoksa daha bir kabuğuna mı kaçıyor insan, dokunduktan sonra ortadan kaybolan minarenin içindeki böcek gibi. Ondan sonra yüzünü gören cennetlik hayvanın. Tabiki zaman yolcusu Henry, karısı Clare, pskiyatrist Ernest ve hastaları olmasa zaman daha bir çekilmez olabilirdi. Bitmez yani bu kitap kahramanları, yalnız bırakmazlar insanı hayal dünyalarında. …

gündüz yarasaları..

(...)

geceyi düşleriz gündüzken,
geceyken de gündüzü--
yitirebileceklerimiz yitiktir
onlardan uzaktayken -- ama
özleriz, döneriz yeniden
yitirmeden
yitirebileceklerimizi
yitiremediklerimize.
yitirebilirdik, deriz;
ama yalnızca bir fiil çekimi bu--
tutsaklıklara bağlamışız özgürlüğümüzü.
gündüz yarasalarıyız biz.

(...)

koy başını omuzuma yine.
aldırma, söylenmeden kalsın
düşünülmedikler, bilinmedikler -- bırak
unutulsun geridekiler, özlensin ileridekiler -- bırak
yansısın camda donuk ışık, usulca ışıldarken
sabah, aydınlanırken uçup geçen yeşillik.
gel -- uyuyalım güneş görününce,
aşınca tepeyi göz kamaştırıcı ışık.
uyanacağız nasılsa, dikelmeden ışınlar,
dümdüz, aklaştırıcı olacak yeniden bakışımız.
ama şimdi -- sanki sevdalı gibiyiz şimdi,
sanki karanlıkta sezinledik aydınlığın başladığı yeri--
şimdi kurduk sanki geceyi gündüzle,
şimdi kuruttuk sanki gündüzü geceyle--
aydınlığın karanlığında görür gözlerimiz.
gündüz yarasalarıyız biz.

Oruç Aruoba

~

"Nasıl oluyor da hep seni bekliyorum?"

"Çünkü mükemmel bir DNA' n var. Ve sıcak bir patates gibi zamanda oradan oraya savrulmuyorsun. Ayrıca sabır çok önemli bir meziyettir."

Zaman Yolcusunun Karısı'ndan..