Skip to main content

Yalnızlık Kederi


Hayyam'ın dediği geldi aklıma Fazıl Say'ı okuyunca '..hayatın derinliğini tutkular belirler..' İşini aşkla yapıp, hayatta diğer şeylere de zaman ayırabilen bir insan okuduğum kadarıyla Fazıl Say..

Yalnızlık Kederi isimli kitabına eğer göz attıysanız görmüşsünüzdür hem kendi kaleminden çıkan yazılar hem de ona dair kaleme alınmış yazılar var içinde.. Uzun zamandır aklımdaydı alıp okumak. Hayata karşı duruşunu gazetedeki iki muhalif cümlesiyle anlayıp takdir ettiğim için belki de.. Tabiki iki cümleyle anlaşılmaz hiç bir insan o yüzden kitabını aldım ve okudum zaten.. o yüzden siz de alın okuyun..

Bir akşam üzerinde başladığım kitap, vakit gece olmadan bitti. Taze taze yazmak istedim ona dair düşüncelerimi. Kitap bitti, koca bir ağırlık kitap boyunca yavaş yavaş üzerime çöktü. Bittiğinde sandalyede oturmak artık çok zordu.

Öyle bir kitap ki bakmak istemedeğiniz taraflara baktırtıyor sizi. Mesela sen daha ne kadar görmemezlikten gelebilirsin olan biteni? Mesela ben ? ne kadar daha.. Sivas'ı hatırlamam, ergenekonu anlamam, Türkan Saylan' ın başına gelenleri konuşmam.

Ben Nazım Hikmet'i Fazıl Say'ın bir projesi olan Nazım Oratoryosu'nda tanıdım, önceden sadece tanıdığımı sanıyormuşum. O zaman hayatımın şiiri oldu Nazım'ın "Yaşamaya Dair" isimli şiiri, o zaman "Vatan Haini" adlı şiirindeki gücü anladım veya hissettim. Kimbilir canlı canlı izleyenlere neler hissettirmiştir diye az düşünmedim. CD den izlediğim son kısımlarda 3 kere bis yaptıran seyirciyi az takdir etmedim. Orda olmayı, o anın içinde olmayı çok istedim.

Ama bizim insanımız ne yaptı, bu güzel işi Frankfurt'a göndermedi! Nedensiz! ve bir de böyle bir projeyle ilgili Fazıl Say'a "Nazım'ın sırtından para kazanıyor" denildi.. Fazıl Say'sa " o zaman Beethoven'ın sırtından kırk katını kazandım" diyerek durumun ne kadar komik olduğunu göstermiş oldu. Bu tartışmaları haberlerden hatırlıyorum ama şimdi Fazıl Say'dan okuyunca, bir insanın işine kendini adaması ve ardından gördüğü bu nankörlük ve en önemlisi kendi ülkesinde..

Onun dediği gibi "meydanı bu kadar boş bulmamalıydı ilkellik!"

Bakışlarınızı daha fazla kaçırmadan, dönüp ülkece ne yaşadığımıza bi bakmak ve bu ülkede sanat nerde? bilim nerde? sorularına cevap bulmak isterseniz eğer.. "Yalnızlık Kederi" ni okumanızı tavsiye ederim..

Onun yazılarından bazı bölümler;

(...)
Halbuki..
İnsanın kendini geliştirebilmesi ve ileriye gidebilmesi,
Sadece bir başınayken mümkündür.
Cevabı nerede?
Anne, anneanne, babaanne, babaannenin eniştesi, onun yengesi, ötekinin dayısı
Derken..
Bir fil sürüsünden ne farkımız kalır ki
Toplu yaşadığımızda..

15.00 yıldır aynı şartlarda yaşayıp
Hiçbir evrimden geçilmezse..
Tek çaresi yalnızlık mı hayatlarımızın?
Tek ilacı?
Beethoven cevaplıyor (Opus 111)

**
(...)
Anadolu anatanrıçasının öz oğlu Aşık Veysel'i
Niye götürmemişler toprağının ötesine?

Bir sebep, bir sebep..
Gezegen olmasa galaksi kucaklar..
Gönlümüz rahat o konuda
İki kapılı bir handa
Yolumuz uzun ve ince
Sevdiğimiz de çok..
Ve "gündüz gece" nin 'u' ile dendiği "gundüz"olur evrende
Veysel başlayınca çalmaya söylemeye;

"Ben bir insanoğlu sen bir dut dalı, Ben babamı sen ustanı unutma"

**

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…