Skip to main content

i..will..try...to .. fix ...you..

O güçlü anlardan biri. Coldplay'den 'fix you' .. şarkının sonları.. i..will..try...to .. fix ...you.. bu şarkıyı her dinlediğimde yardım etmem gereken biri var mı diye düşünürüm. O an bana ihtiyacı olan.. hayatımda olan.. (hayatımızda olmayan ama bize ihtiyacı olan çok insan var) sanırım bir başkasını anlamak ve kendini bir başkasına anlatmak çok zor. Kafanın içi, okudukların, yaşadıklarınla doğru orantılı olarak karmaşıklaşabiliyor ve doğru orantılı bir şekilde kurduğun cümleler giderek anlamsızlaşıyor. Ve kendini ifade etmekte güçlük çektiğini farkediyorsun. Sonra düşünüyorsun. Karmaşıklığından dolayı, ağzından dökülse de anlaşılamayacak cümleler içinde mi kalsa, dışarı mı aksa? Ardından sadece konuşmuş olmanın rahatlığı, anlaşılamamanın verdiği yorgunlukla uykuya mı dalsan?

Böyle zamanlarda aklıma ablamın repliği geliyor. Sesim titreyerek kendimi kötü hissettiğimi, hayatımın berbat gittiğini söylediğim zamanlarda ablam, her zaman ki gerçekçi tutumunu hiç değiştirmeden, "anlıyorum seni, ama hayat böyle, hiç bir zaman daha iyi olmayacak!"sözlerini bana hatırlatır. Belki de doğru söylüyordur. Sonuçta dün üniversite okuyordun, eskişehirdeydin, kimbilir neye hayıflanıyordun. Şimdi istanbuldasın, hayat derdindesin, diğerine göre daha mı iyi?
bir şarkı da şöyle diyordu "What the f*ck was i thinking?"

Ben yalnızsam ve sinirliysem ve biraz üzgünsem ve kendimi haksızlığa uğramış gibi hissediyorsam ve biraz da ağlıyorsam o an içimden çok acayip bir şekilde duvara bir şey fırlatmak gelir. Ve fırlatırım da zaten. Onun o elimden kopup, hızlı bir şekilde duvara doğru uçup, duvarda patlama sesi ve tüm parçalarına ayrılıp yere düştüğü an öok hoşuma gider. Ama bazen bu rahatlama anı farklı şekilde gelişebiliyor mesela bi keresinde rafta duran fincanı alıp duvara fırlatmıştım meğer içinde çay varmış, tabi çay olduğu yerde kaldı, bardak gitti, çay kafama döküldü. :) Bir keresinde de hediye bir mumluğu duvara atmıştım, yani bu kez bilerek seçilmiş bir nesneydi, aldım, fırlattım, kırılmayan mumluk aynı hızla duvardan sekerek kafama doğru geldi. Şimdi bu olaylar komik evet ama benim anlatmak istediğim şey komik değil. Kısacası sakinleşmek için seçtiğim bir yol bu ama yanımda biri varsa hiç bir zaman hiç bir şeyi hiç bir yere fırlatmam. Ayrıca her yalnız kaldığımda sinirliysem de böyle yaparım, atarım kırarım, parçalarım da demiyorum. Ama kendimi yalnız ve uzak ve garip hissettiğim anlarda, ışığı kapatıp, bana aslında dünyadaki herkesin bazen böyle hissettiğini hatırlatan şarkı, REM'den Everybody hurts'ü dinlerim. ve atarax içip ardından uyurum.
Yani demek istediğim, canınız sıkkınsa duvara bir şey fırlatabilirsiniz, everybody i hurts u dinleyip, hepimizin bazen kötü hissettiğini düşünebilirsiniz, atarax içip uyuyabilirsiniz. ya da umarım hayatınızda 'i .. will..try... to ... fix .. you' şarkısını anlamlı hale getirebilecek bir insan vardır da çoğu zaman diğerlerine gerek kalmaz.

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…