Skip to main content

Posts

Showing posts from October, 2011

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…

...

Bazen..
Yaklaşmak lazım..
Eline dokunmak..
Karşındaki elini çekse de..
Tekrar dokunmak..
Çenesinden hafifçe kaldırmak..
Yine başını eğip, gözlerini kaçırsa da..
Yine çenesinden hafifçe kaldırmak..
Gözünün içine bakmak..
Gözünün ta dibine..
Gözünden akan bir damla yaşı elinle silmek..
Ardından tane tane konuşmak..
Yavaşça..
Alçak bir ses tonuyla..
Kendini anlatmak..
Gözünün içine bakarak..
Eline dokunarak..
Karşındaki ne kadar her ikisini de kaçırsa da senden..

Yavaşça anlatmak..
ve ardından sevdiğini 'hatırlatmak'..


Teşekkür ederim..

:)

Her yaşandığında sinir olunan, ama o an geçince unutulan olaylar vardır ya.. şu an birinden bahsetmek istiyorum. Alışveriş merkezinde (yiyecek- içecek) alışverişimizi yapıp, tıpış tıpış kasaya geldiğimiz an!

İşte o an bi stres başlar. Kasadaki bayan "bilmem ne kartı var mı?" diye sorar, sizi bilmiyorum ama ben hep yok diye cevap veririm çünkü yok. Sonra başlar alınan ürünleri seri bir şekilde bipleterek kasadan geçirmeye ve önümdeki tezgaha bırakmaya ki buna genelde poşet vermeden önce başlar. Poşet istediğinizde " ay ama az önce verdim 5 tane" bakışları atar size ama o da bilmektedir ki bizim annelerimiz evde plastik poşet tutmayı pek severler. Lazım olur diye atarlar poşetleri poşetlerin içine. Diğer memleketler doğada bunların çözülmesi zaman alıyor diye poşeti yasaklayadursunlar ben bizzat kendi annemi kurtaramıyorum bu poşet sevdasından. Herneyse kasadaki bayan kıyamadığı poşetlerden bir tutam verir. Şimdi de onları açma krizi başlar. Zaten ürünlerin yarısı y…

Yalnızlık Kederi

Hayyam'ın dediği geldi aklıma Fazıl Say'ı okuyunca '..hayatın derinliğini tutkular belirler..' İşini aşkla yapıp, hayatta diğer şeylere de zaman ayırabilen bir insan okuduğum kadarıyla Fazıl Say..

Yalnızlık Kederi isimli kitabına eğer göz attıysanız görmüşsünüzdür hem kendi kaleminden çıkan yazılar hem de ona dair kaleme alınmış yazılar var içinde.. Uzun zamandır aklımdaydı alıp okumak. Hayata karşı duruşunu gazetedeki iki muhalif cümlesiyle anlayıp takdir ettiğim için belki de.. Tabiki iki cümleyle anlaşılmaz hiç bir insan o yüzden kitabını aldım ve okudum zaten.. o yüzden siz de alın okuyun..

Bir akşam üzerinde başladığım kitap, vakit gece olmadan bitti. Taze taze yazmak istedim ona dair düşüncelerimi. Kitap bitti, koca bir ağırlık kitap boyunca yavaş yavaş üzerime çöktü. Bittiğinde sandalyede oturmak artık çok zordu.

Öyle bir kitap ki bakmak istemedeğiniz taraflara baktırtıyor sizi. Mesela sen daha ne kadar görmemezlikten gelebilirsin olan biteni? Mesela ben ? ne k…

Sude hanım

Sude hanım durdurdu zamanı. O da biliyordu zaman hiç kimseyi ve hiç bir şeyi durup beklemediği gibi ona da bir güzellik yapmayacaktı. Biliyordu Sude hanım. Ona diyeceklerdi ki "sağlam durman lazım", " ölenle ölünmez".. Biliyordu Sude hanım herkes ve herşey hayatına devam edecekti. Dünya dönmeye, mevsimler geçmeye, akşamlar bitmeye, gelenler gitmeye devam edecekti. Çocukları gelip halını hatrını soracak, yalnızlığını bir günlük, bir bayramlık paylaşıp hayatlarına geri döneceklerdi. Biliyordu Sude hanım komşular örgü örerken onun çaresizliğinden bahsedecek, mahallede bir süre dedikoduların baş kahramanı olacaktı. Bugün oturacak yer kalmamış evde yarın bir Sude hanım bir de in ile cin olacaktı. Giysiler yavaş yavaş eskiyecek, dolapta durdukça üstüne rutubet kokusu sinecekti. Ve bunun çok kötü bir şey olduğunu hissediyordu . Çünkü onun kokusu zamanla silinecekti, yataktan, yastıktan, giysilerinden.. Balayında otelin balkonunda çekildikleri resmin asılı olduğu çerçeve, …

i..will..try...to .. fix ...you..

O güçlü anlardan biri. Coldplay'den 'fix you' .. şarkının sonları.. i..will..try...to .. fix ...you.. bu şarkıyı her dinlediğimde yardım etmem gereken biri var mı diye düşünürüm. O an bana ihtiyacı olan.. hayatımda olan.. (hayatımızda olmayan ama bize ihtiyacı olan çok insan var) sanırım bir başkasını anlamak ve kendini bir başkasına anlatmak çok zor. Kafanın içi, okudukların, yaşadıklarınla doğru orantılı olarak karmaşıklaşabiliyor ve doğru orantılı bir şekilde kurduğun cümleler giderek anlamsızlaşıyor. Ve kendini ifade etmekte güçlük çektiğini farkediyorsun. Sonra düşünüyorsun. Karmaşıklığından dolayı, ağzından dökülse de anlaşılamayacak cümleler içinde mi kalsa, dışarı mı aksa? Ardından sadece konuşmuş olmanın rahatlığı, anlaşılamamanın verdiği yorgunlukla uykuya mı dalsan?

Böyle zamanlarda aklıma ablamın repliği geliyor. Sesim titreyerek kendimi kötü hissettiğimi, hayatımın berbat gittiğini söylediğim zamanlarda ablam, her zaman ki gerçekçi tutumunu hiç değiştirmeden, …

Başlangıç

Kötü hissetmiştim. Yazmak istememiştim. Dahası yazdıklarımın bir önemi olmadığını düşünmüştüm. Ve sonra farkettim ki başka bir insanın beynini okumaya çalışıyorum daha kendiminkini bile anlamazken. Üzerine de ahkam kesip tepkimi koyuyorum ve ne yapıyorum blogumu kapatıyorum. Ben? beni tanıyan bilir. Okumayı severim. Gece, gündüz, yolda, durakta, cafede, orda, burda.. Kitap okumak için zaman bulamayan insanları anlayamam ( ben de gayet yoğun çalışıyorum) ve okumak, belli bir oranın üzerinde okumak, insanda yazma iç güdüsü doğuruyor. Sadece bu da değil. Gördüklerine başka bir gözle bakma ve yaşadıklarını hikayeleştirme gücünü ve yaratıcılığını da sana tanıyor. Yani okumanın ardından doğal bir yolla yazma dürtüsü geliyor.. Hele bir de yeniyse herşey. Hele bir de yalnızsan.
Şimdi yeni bir başlangıç zamanı.
Yeni bir şehir.
Yeni bir iş.
Yeni bir ev.
Bu kadar yenilik yeter:)
Benim için 'dua edin' diyemem, ama 'yolun açık olsun' diyebilirsiniz..