Thursday, August 11, 2011

Not defterleri

"Erkek kızdı kadına. Onun bir türlü değişemeyişine.Bir midye gibi kabuğuna tutunmasına. Ona sarılmasına. İki kişilik bir dünya yaratmaya kalkıp, 'esas' dünyayla bağını koparmaya çalışmasına...
Kadın kızdı erkeğe. Onun bir türlü değişemeyişine. "Yaşı varmış 40'a, hala bir üniversite öğrencisi gibi davranmaya kalkmasına." İkisi de aynı gerekçeyle, yani değişmiyorlar diye terkettiler birbirlerini.. "

Elif Şafak'ın Birbirine 'tutunamayanlar' yazısından alıntı..

Alıntı dedim de..aklıma geldi.
Yaptığımız alıntılar da ruh halimize göre değişiyor sanırım.. yaşadığımız şeyler, kitaplardan okuduklarımızı daha anlamlı hale getirdiği için, cümle bizi vurduğunda, biz de alıp onu bir köşeye yazmak istiyoruz. Çünkü dolup taşarken beynimiz, kasılırken midemiz ve yavaş yavaş biterken gençliğimiz doğru cümleleri kurmak çok zor.. İşte bazen birileri, bi yerlerde, kuruyor bu cümleleri.. Biz de onları alıp en fazla 'not defterlerimize' not ediyoruz, ilerde tekrar okunmak ve hatırlanmak üzere..

Mesela yaptığım bir alıntı, heyecandan midemin bulandığı anlarda beni sakinleştirir, onu üst üste bir kaç kez okuduğum takdirde.. Nelson Mandela "Gerçek hayatta karşınızda tanrılar değil, kendimiz gibi sıradan insanlar var: kararlı ve kaypak, güçlü ve zayıf, ünlü ve ünsüz, çelişkilerle dolu erkekler ve kadınlar..."

İç sıkıntısından kendimi kaybettiğim, aynaya bakmaya çekindiğim anlarda tabir-i caizse bir balıktan farkım olmadığı zamanlarda ise aklıma şu cümleyi getiriyorum: "Böyle kıyıya vurmuş denizanası gibi olmandan hiçbirimiz memnun değiliz." Ece Temelkuran'ın bu cümlesinden sonra zaten aklımda otomatik olarak denizanası ile aramdaki farklar beliriyor, o da bana yetiyor.. hımm bazen yetmiyor..

Bahsetmek istediğim bir konu daha var ki o da şu; Amy Winehouse'un ölüm haberini gazeteden kestim çocuğuma saklıyorum.. keşke annemde 1971 yılında Jim Morrison'un ölüm haberini benim için saklasaydı.. yani böyle bir şey olsaydı güzel olurdu diyerek kendi çocuğum için bundan sonra bilmesini istediklerimi saklamayı düşünüyorum. Nasıl? küçük mü gösteriyorum? Ne çocuğu mu? 27 yaş gayet güzel bir yaş ey dostlar. Herşeyin orta yerinde dikiliyorsunuz öylece. Herşeye aynı uzaklıkta olmanız gereken yaştasınız fakat öyle misiniz bilemem, zira ben değilim. Zaten konu da bu değil. Konu şu; ilk kez ne zaman elinizi karnınızın üzerine götürüp sanki içerde biri varmış gibi okşadığınız? biliyorum zor bir soru, zira cevabı otomatik olarak itiraf oluyor.

Monday, August 8, 2011

Film bitti



Son kodachrome filmini fotoğrafa dönüştürme şerefine erişen Steve Mccurry'nin sergisine gittim haftasonu. Yani Kodak firmasının 74 yıldır üretmiş olduğu Kodachrome filmine, dijital fotoğraf makinelerine ilginin kayması ve artık filmlerin satılmaması nedeniyle bir son vermesi.. bu kötü haberi alan Steve Mccury'nin de Kodak'a giderek son rulo filmi isteyip, bu ruloya bir anlam yüklemesi.. serginin konusu.
Steve Mccurry'i bilen bilir, bilmeyen bile Afgan Kızı'ndan bilir. Afgan Kızı'da bir kodachrome filmi ile çekilmiştir. Steve Mccurry alır filmi, çıkar dışarı, kadrajına neleri alabilir diye bakar fakat hiç bir görüntü mesela NY'nin renkli ışıkları bile son rulo filmin bir karesini harcamaya değmez onun gözünde.. sonra bir rota çizer kendine.. önce NY 'da ikon olmuş bir kişinin yanına gider, ve onun portresini çekmek ister, ayrıca ona son kodachrome filmi olduğunu da söyler. Bunun üzerine portresinin çekilmesini kabul eder.. Robert De Niro.
Ardından daha uzak yollara düşer Steve Mccurry ve Hindistan'a gider, burdaki portreler her zaman çok etkileyici olmakla birlikte, Rabari Kabilesi'ne yoğunlaşan Mccurry, yaptığı işten emin olmak için önce dijital fotoğraf makinesiyle çektiği görüntüyü ardından filmli makinesiyle çekerek son kodachrome filmini temkinli bir şekilde harcar.. Büyük bir kısmını Hindistan'da harcadığı son kodachrome filmi sonu için, ABD'nin Kansas eyaletindeki Parsons kentine döner çünkü filmin banyosunu yapan tek yer artık burasıdır. Son karede bu kentte yer alan bir mezarlıkta harcanmıştır.
Bahsetmeyi unuttuğum bir şey var ki o da; sergide bir de Ara Güler'in bir portresi bulunuyor.
..
Fotoğraf kursuna gittiğim sıralarda, her iki makine türünü de öğrenmiştik ve kullanmıştık. Dijitallerde anında görüntü elde ederken, analog makinelerde filmlerin karanlık oda aşamasını beklemiştik. Bu da bizde bir merak uyandırmıştı. Ve hatta 36 pozlu makineyle geçirdiğimiz zaman dilimine, dijitalle geçirdiğimizden daha çok dikkat etmiştik. Çünkü dijitalde risk alabilirken ve bir sınırı yokken bu işin, analog makine de öyle değildi hiç bir zaman.. Dijitalde, fotoğrafa düşen ışığı bir sonraki karede, bir öncekine bakarak ayarlayabilirken analogda yanlış üstüne yanlış yapabiliyorduk, bütün filmi yakabiliyorduk, bunu yapmamak için çok daha fazla kafa patlatıyorduk denebilir. Ve elde edilen, analogda her zaman daha güzel ve canlı renklerdi dijital makineyle karşılaştırıldığında. Ya da her eline alan süper fotoğraflar çekemiyordu analog makineyle, bu kadar bol değildi fotoğrafçılar ve fotoğraflar ve hatta photoshop kullanımı, manipülasyon vb. Eski değerlere sahip çıkma gibi bir içgüdü varmış bende, bu konuyla birlikte anlamış oldum. Çünkü çok hızlı tüketiyoruz sevdiğimiz herşeyi, iş kolaylaştıkça..
..
Son olarak yukardaki karelerde 'farkında olmadan' benim son kodachrome filmi karelerim olmuş..Model: Sedef Y.

Sunday, August 7, 2011

Teoman

.. ve artık daha anlamlıyken 'İstanbul'da sonbahar' şarkısı, Teoman müziği bırakır...


Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...