Skip to main content

Siz hiç İzmit'ten Eskişehir'e giderken Bolu'dan geçtiniz mi?


Anladım ki kurtuluş yok bu yollardan. Bir günde 6 farklı araca binebiliyorum, saatlerce yol gidebiliyorum, minibüste uyuyakalıp durak kaçırabiliyorum, yanlış metrobüse binip yolumu uzatabiliyorum. Hiç bir aksilik olmasa bile en az iki saat geçiyor yolda. Lisede de böyle olmuştu. Okula gitmek için 1 saat yol gidiyordum. İnsanlar eve vardığında ben henüz otogara varmış oluyordum. Sonra gittiğim yolları hesapladığımda, ekvatoru 1.5 kez dolaşmış olduğum ortaya çıkmıştı. Anladım ki bu karşı konulacak birşey değil çünkü insan durağan bir şey değil. Yani bana deseler ki 'deniz yarın hiçbirşey yok tamamen boşsun'. Ben ne yaparım? Beni tanıyan biliyor ne yapacağımı zaten :) yollara düşeceğim kesin. O yüzden adapte olmak lazım yollara. Yollarda bize yardımcı olacak küçük arkadaşlar lazım, yol şarkıları gibi, yol kitapları gibi.. Mesela nereye gidersen git, eğer kulağında veya arabanda
Scott Mckenzie'den San Francisco çalıyorsa, kendini San Francisco'ya gidiyormuş gibi hissediyorsun. O yüzden saçımızda bir tutam çiçek olması lazım şarkıda dediği gibi ve de emin olabiliriz şehirde bir kaç kibar insanla karşılaşacağımıza..(Be Sure To Wear Some Flowers In Your Hair) Ve bence Bob Dylan'sız da yola çıkılmaz.. Blowin' in the wind. Duymamazlıktan, anlamamazlıktan gelmeyin derim Bob Dylan'ı , çünkü bu şarkısı sorularla dolu.. En keyiflilerinden biri Willie Nelson 'On the Road AGAIN' ve ardından Bob Seger & The Silver Bullet Band - Against The Wind. Otobüste bile dinlesem, kendimi tempo tutmaktan alamadığım bir yol şarkım var ki o da.. Boney M. One Way Ticket. Aklıma bir film karesini kazımış şarkı It's a good day , Peggy Lee'den.. Sean Pean sıcaktan kavrulan sokaklarda yürürken elinde paketlerle yürümekte zorlanan Jennifer Lopez'i görür ve hayatının u dönüşünü yaptığını bilemeyen Sean Pean için o gün güzel bir gündür:) Kısaca bu şarkı bir soundtrack. Israrla izleyen derim. --> U turn Dinlediğiniz zaman, içinide bulunduğunuz an ne kadar dramatik ne kadar trajikomik olursa olsun, kulağınızda Everly brothers varsa ve Byeee Byeee Love şarkısını dinliyorsunuz, gördükleriniz artık klip modunda akar gider. Önünüzde uyuyan adam, kolunuza çarpan kadın, ağlayan bebek, hepsi.. o şarkıya klip çekmek için toplanmıştır sanki. Ama rahat rahat araba kullanıp, akşam vaktinde 'ben şöyle bir şehir turu atıp geliyim' dediğim ilk an, çalsın istiyorum - Vonda Shepard Searching my soul tonight.. Bugünlerdeyse yolları bana kolay hale getiren kitap; Patti Smith - Çoluk çocuk. Kitaptan sonra içimde Chelsea Otel'ini görme isteği uyandı doğrusu.. Bir de merak ettim, Jean Kerouac'ın On the road adlı kitabını, almalı, okumalı..

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…