Monday, June 20, 2011

yalan söyle-me-yeceksin!

Bu kadın ya gelemiyor, ya gelse de sahneye çıkamıyor, çıksa da düşüyor falan.. "bilet parası sorun değil de Amy Winehouse'a güvenip de alamıyorum" diyen arkadaşımı şimdi daha iyi anlıyorum.

Bazen insanların bulundukları yaşlarda, onlardan beklenmeyen davranışları görmek beni çileden çıkartınca onlara 'yaş kaç?' diye sormak geliyor içimden. İnsan 25 inden sonra hala utanmadan sıkılmadan derste, eğitmenin karşısında uyuyabilir mi? hımm yoksa insan 25'inden sonra daha mı rahat olur bu konularda diyorsunuz? veya diğer taraftan bakalım; eğitmen kişisinin sınıfta sorduğu sorunun ardından aldığı yanlış cevap üzerine 'come ooon' demesi siz de hangi duyguyu uyandırıyor. Görmemişlikten başka?

İstanbul'dayım. 1 aydır. Hayatımda ilk kez İstanbul'da bu kadar fazla kaldım. Hep kaçardım ben bu şehirden. Yılda bir kez belki, haftasonunda falan, gezmeye tozmaya gelinirse gelinirdi, o da hep aynı yere Taksim'e. Şimdiyse farklı. Adaptasyon sürecindeyim. Hiç bir zaman yaşamayı düşünmediğim bu şehre.
Yıllardır burda yaşıyor olabilirsiniz, ama ben yaşamadım. Yolları, minibüsün nerde duracağınıi metrobüsün nerden geçeceğini, metronun nerde olacağını, şurdan şuraya taksinin ne kadar tutacağını ve hatta o taksinin sizi dolandırmadan A ve B noktası arasındaki en kısa mesafe şeklinde gitmesi gereken yolu da biliyor olabilirsiniz. Ama ben bunların hiç birini bilmiyorum. Hep derdim ki İstanbul gibi bir yerde yaşasam yollarda ne kitaplar bitirirdim. Yalanmış. Yapamazmışım. Zira olmuyor. Duyduğun ter kokusu, radyodan yükselen yıldız tilbe sesi, sallana sallana gittiğin koltuk, ikidebir durduğun durak, insanların koridor kısmında 'arkaya ilerleyelim beyler' sesiyle senkronize bir şekilde önden arkaya doğru devamlı hareket halinde olması, - sen şanslıysan koltuktasındır- , bindiğinden beri sana yer vermen için psikolojik baskı yapan daha 50'sine bile varmamış 'yaşlı' teyze(ler), bunların hiç biri ama hiç biri senin kitap okumanı istemiyor ki zaten. Çok manasız yani okuman. Zamanından çalmak istiyor İstanbul senin. Hayatından çalmak istiyor. Senden alabildiğini almak, trafiğiyle, kuralsızlığıyla, gereksiz karmaşıklığıyla, sıcağıyla ve hatta çoğu zaman bunların hepsinin sebebi olan insanıyla seni yormak, seni sömürmek istiyor.

Amacım keyifsiz bir yazı yazmak değildi, ama öyle oldu. Fakat nadiren tüm bu şartlara direnen kitaplar da geçebiliyor elinize. Sağınızda, solunuzda olup bitene boşverebiliyorsunuz. Öyle bir kitap var elimde; Yalan söyle-me- yeceksin! / Jürgen Schmieder
Hakkında bişeyler yazmak için bitirmeyi bekliyorum. Fakat şunu söyleyebilirim; gerçeği söylemekle dürüst olmak arasında çok fark olduğunu anlamamı sağladı ilk 50 sayfa içerisinde.

1 comment:

sinamocha said...

Şimdi beni anladın mı?
Sana hep çok imrendim fazlaca okuma fırsatın oluyor diye..ama bu şehir insanın düşüncesini kendine duyuramayacak kadar gürültülü,çiçeklerin kokusunu alamayacak kadar ter kokan,saygıya dair hep eski günleri özlettirecek kadar kaba insanlara sahip,ve ömrünü yolda geçirtecek kadar uçsuz bucaksız...Bıktım mı..evet biraz.. ama başka yerde yaşayamam.
Nereye gidersem gideyim burnuma denizinin kokusu gelir ve martılarının sesini duyarım...Yine dönüp dolaşıp buraya gelirim.
Not: Öğrenci her zaman öğrencidir...anladım ki insan kaç yaşında olursa olsun o sıralara ,sandalyelere oturduğu andan itibaren hep eleştirel gözle bakıyor sınıfın öteki tarafındakine,saçmamakla saçmalamamak arası davranışlar sergiliyor.Öğrenci hep öğrenci yani..

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...