Skip to main content

yalan söyle-me-yeceksin!

Bu kadın ya gelemiyor, ya gelse de sahneye çıkamıyor, çıksa da düşüyor falan.. "bilet parası sorun değil de Amy Winehouse'a güvenip de alamıyorum" diyen arkadaşımı şimdi daha iyi anlıyorum.

Bazen insanların bulundukları yaşlarda, onlardan beklenmeyen davranışları görmek beni çileden çıkartınca onlara 'yaş kaç?' diye sormak geliyor içimden. İnsan 25 inden sonra hala utanmadan sıkılmadan derste, eğitmenin karşısında uyuyabilir mi? hımm yoksa insan 25'inden sonra daha mı rahat olur bu konularda diyorsunuz? veya diğer taraftan bakalım; eğitmen kişisinin sınıfta sorduğu sorunun ardından aldığı yanlış cevap üzerine 'come ooon' demesi siz de hangi duyguyu uyandırıyor. Görmemişlikten başka?

İstanbul'dayım. 1 aydır. Hayatımda ilk kez İstanbul'da bu kadar fazla kaldım. Hep kaçardım ben bu şehirden. Yılda bir kez belki, haftasonunda falan, gezmeye tozmaya gelinirse gelinirdi, o da hep aynı yere Taksim'e. Şimdiyse farklı. Adaptasyon sürecindeyim. Hiç bir zaman yaşamayı düşünmediğim bu şehre.
Yıllardır burda yaşıyor olabilirsiniz, ama ben yaşamadım. Yolları, minibüsün nerde duracağınıi metrobüsün nerden geçeceğini, metronun nerde olacağını, şurdan şuraya taksinin ne kadar tutacağını ve hatta o taksinin sizi dolandırmadan A ve B noktası arasındaki en kısa mesafe şeklinde gitmesi gereken yolu da biliyor olabilirsiniz. Ama ben bunların hiç birini bilmiyorum. Hep derdim ki İstanbul gibi bir yerde yaşasam yollarda ne kitaplar bitirirdim. Yalanmış. Yapamazmışım. Zira olmuyor. Duyduğun ter kokusu, radyodan yükselen yıldız tilbe sesi, sallana sallana gittiğin koltuk, ikidebir durduğun durak, insanların koridor kısmında 'arkaya ilerleyelim beyler' sesiyle senkronize bir şekilde önden arkaya doğru devamlı hareket halinde olması, - sen şanslıysan koltuktasındır- , bindiğinden beri sana yer vermen için psikolojik baskı yapan daha 50'sine bile varmamış 'yaşlı' teyze(ler), bunların hiç biri ama hiç biri senin kitap okumanı istemiyor ki zaten. Çok manasız yani okuman. Zamanından çalmak istiyor İstanbul senin. Hayatından çalmak istiyor. Senden alabildiğini almak, trafiğiyle, kuralsızlığıyla, gereksiz karmaşıklığıyla, sıcağıyla ve hatta çoğu zaman bunların hepsinin sebebi olan insanıyla seni yormak, seni sömürmek istiyor.

Amacım keyifsiz bir yazı yazmak değildi, ama öyle oldu. Fakat nadiren tüm bu şartlara direnen kitaplar da geçebiliyor elinize. Sağınızda, solunuzda olup bitene boşverebiliyorsunuz. Öyle bir kitap var elimde; Yalan söyle-me- yeceksin! / Jürgen Schmieder
Hakkında bişeyler yazmak için bitirmeyi bekliyorum. Fakat şunu söyleyebilirim; gerçeği söylemekle dürüst olmak arasında çok fark olduğunu anlamamı sağladı ilk 50 sayfa içerisinde.

Comments

sinamocha said…
Şimdi beni anladın mı?
Sana hep çok imrendim fazlaca okuma fırsatın oluyor diye..ama bu şehir insanın düşüncesini kendine duyuramayacak kadar gürültülü,çiçeklerin kokusunu alamayacak kadar ter kokan,saygıya dair hep eski günleri özlettirecek kadar kaba insanlara sahip,ve ömrünü yolda geçirtecek kadar uçsuz bucaksız...Bıktım mı..evet biraz.. ama başka yerde yaşayamam.
Nereye gidersem gideyim burnuma denizinin kokusu gelir ve martılarının sesini duyarım...Yine dönüp dolaşıp buraya gelirim.
Not: Öğrenci her zaman öğrencidir...anladım ki insan kaç yaşında olursa olsun o sıralara ,sandalyelere oturduğu andan itibaren hep eleştirel gözle bakıyor sınıfın öteki tarafındakine,saçmamakla saçmalamamak arası davranışlar sergiliyor.Öğrenci hep öğrenci yani..

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…