Sunday, June 19, 2011

-ilk- starbucks günü

Sıcak bir gün.
Büyükçekmecedeyim.
Günlerden pazar.
Odamdayım, orduevinde.
Kafamın içindekileri boşaltmak amacıyla, odamı temizledim. Tozları sildikçe berraklaştı sanki bir şeyler. Temiz kıyafetlerimi ütüleyen askere 'eline sağlık' deyince, iyi bir şey yaptığımı düşündüm doğrusu.. çünkü kötü hissediyorlar değil mi, erkekler, askerdeyken, kendilerini.. bir gülen yüzü esirgiyoruz biz de. her neyse..
şimdi 3 yataklı odada yalnızım, şimdilik.
her an biri gelip, bu sessizliği bozabilir .. diyorum ama aslında ortalık pek de sessiz değil..
havuz kenarından insan seslerinin birbirine karışıp yarattığı uğultuyla birlikte, manzarama eşlik eden bir gülben ergen sesi var boşluğa yükselip, odama dolan.. kötü ses diyemem, sanki sessiz sessiz söylüyor şarkısını, ben sözlerini dinlemiyorum şarkının, sesini dinliyorum, sakinleştirici bir ton. Ama yine de aşağıdan yükselen sesin Norah Jones olmasını tercih ederdim..
Sevgilimi gördüm bugün, 2-3 saat oturup bir kahve içme fırsatımız oldu. Uzun zaman olmuştu görüşmeyeli, uzun zaman dilimleri..Özlemişim, sarılmayı, görmeyi, gülümsemesini..
Şimdi odamdayım, yalnızım.. günüm güzel geçti diyebilirim, diyebilir miyim? bir insanın gününün 3 saati iyi geçmişse eğer o güne güzel geçmiş diyebilir mi?
ve eğer o insan en çok da bir günün, akşam üstü saatlerini, güneşin batmaya yakın saatlerini, etkisini kaybettiği yavaşça gökyüzünün maviden koyulaşarak griye döndüğü zaman dilimlerini seviyorsa, o serinliği seviyorsa, odadaki perdenin sakince hareketini seviyorsa, işte o vakit yalnızlığını paylaşmak istiyorsa..
gün..
güzel mi geçmiştir?
o vakitte, yalnızsa..

No comments:

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...