Skip to main content

At gözlükleri


Bir aydır bir eğitim sürecindeyim. Ve biliyorum bana düşen, derslere düzenli bir şekilde gitmek, iyi dinlemek, notlar almak, çalışmak ve sonrasında sınavlardan iyi puanlar alarak eğitim sonuna kadar bu performansı istikrarlı bir şekilde devam ettirmek. Yani aslında okula başladığımız ilk günden beri bizden istenen şey. Ve ama hayatımızın büyük kısmını kaplayan eğitim sürecine böyle baktığımızda pek bi keyifsiz geçecek zaman dilimlerine benziyor. Bu nedenle üniversite günlerimde bu bakış açımı değiştirmiştim. Yani örneğin eğer bir omurgasız hayvanlar dersi görüyorsam, ve kocaman-bitmeyen- latince kelimelerle dolu bir kitabım dahi olsa elimde bilmem gereken, ben biliyorum ki elimdeki kitap kocaman bir kumsaldaki tek bir kum tanesi olabilir ( ki büyük olasılıkla öyledir) . Bu nedenle çok yönlü düşünmeyi seviyorum, yani eminim ki bu dersin konusuyla ilgili belgeseller var, değişik türde kitaplar var, internette videolar var, ingilizce dilinde çok daha fazla ulaşabileceğim kaynak var. Evet, her ders için bunu yapmam mümkün değil. Ama en azından çok daha fazla şey bilmek istediğim derslerde yapıyorum. Örneğin evrim dersinde, iki tane yeterince kalın ve büyük ders kitabım olmasına rağmen sadece bunlara takılı kalsaydım bir çok şeyi anlayamazdım evrime dair, ve anlatamazdım da. Yine de bildiklerimin yeterli olmadığını düşünsem de şimdi en azından bir kahverengi bir de yeşil salyangoz örneğiyle evrimi (doğal seleksiyonu) çok basit bir şekilde anlatabiliyorum, 'evrime inanmak' kalıbının içinde saklı yanlışı farkedebiliyorum, spagetti canavarından bahseden biri bana hiç yabancı gelmiyor, istakozla somonun balıklar başlığı altında listelenmiş yemek kitaplarına gülebiliyorum. Bu işin hayata girmiş kısmıdır bence. Yoksa evet ben organik kimyada gördüm biyoistatistik de. Ama onları hayatımın içine sokamadım yeterince.

Demek istediğim şu, bana göre bir dersi dinlemek sadece anlatılanları dinlemek değil, bu işte çok keyifsiz. Bir dersi dinlemek, başlangıç ve bitiş zillerini farketmemek demek, kimin ne sorduğunu anlayabilmek ve eğitmenin neye nasıl cevap verdiğini sorgulayabilmek, verilen örneklerin ve ne kadar kaliteli örnekler olduğu, kullanılan kaynaklar vb. İşte bunların hepsini takip etmeye çalışınca ders saatleri nasıl geçer diye bir durum kalmıyor ortada. Ve eğer böyle bir yapıya sahipseniz, ya da uzun yıllar okuyup üniversite hayatında bakış açınızı buna doğru çevirmişseniz o zaman işte batıyor size sorulan soruların yanlışlığı. Verilen cevapların garipliği. İlkyardım dersinde her hangi bir konuda 'bu sınavda çıkar mı hocam' sorusunun saçmalığına, ayağa kalkıp 'gerizekalı! sınav değil önemli olan hayattan bahsediyoruz burda!!' diye bağırmak geliyor içinizden, ve tabi yapamıyorsun bunu, eğitmene güvenmek istiyorsun, o versin istiyorsun bu cevabı en azından bu aklı. Ama kocaman bir hayal kırıklığı. Ki aynı arkadaş aylık olarak hesabına yatırılacak benzin parasını, günlük litresine göre hesaplayabiliyor iki dakikada. Bu sefer içimden ' umarım bu analitik zekanı uçakta acil bir durumda da kullanırsın' diye geçiriyorum..
İstiyorum ki eğitim değerlendirme formlarını herkes doldursun, ama olmuyor öyle bir şey, yahu adını bile yazmıyorsun, niye doldurmuyorsun da bu insanlara kendilerini iyileştirmeleri için fırsat vermiyorsun.
"Çok detaycısın deniz" mi diyorsunuz acaba okurken bilmiyorum ama at gözlüklerini takıp sadece derse gidip gelmekle geçmez bugünler ve hatta bu hayat .. buna eminim..

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…