Skip to main content

Posts

Showing posts from June, 2011

Dürüst olmak için yollara düşen biri hakkında...

Yakın zamanda 'yalan söylemeyeceksiniz' isimli bir kitap okudum. Bir günde 200 defa yalan söyleme ihtiyacımıza karşılık 40 gün boyunca yalan söylememeye karar vererek 8.000 yalandan feragat eden adamın yazdığı bir kitap bu. Tabi ki bu durum farklı yerlerde farklı şekilde cereyan etti. Yakın arkadaşlarında başka, ailesine karşı başka, yakın arkadaşının sevgilisine karşı başka, sadece bilet alırken karşılaştığı bir memura karşı başka ve tabiki eşiyle içine girdiği durumlarda çok başka zorluklarla karşılaştı. Ayrıca kitapta 'yalan' 'doğruluk' 'dürüstlük' üzerine bir çok düşünce, özdeyiş ve tespit var. Dürüst olmak her zaman gerçeği söylemek değil aslında, gerçeği söylediğinizde de her zaman dürüst olmuyorsunuz. Kısacası gerçeği söylemekle dürüst olmak aynı şey değil. Böyle bir beyin jimnastiği yaptırıyor kitap size. Ayrıca susmak yalan söylemek midir? Bilmem. Kitapta bundan da bahsediyor. Yazarın da hiç beklemediği ve sizin de hiç beklemediğiniz bir anda, …

At gözlükleri

Bir aydır bir eğitim sürecindeyim. Ve biliyorum bana düşen, derslere düzenli bir şekilde gitmek, iyi dinlemek, notlar almak, çalışmak ve sonrasında sınavlardan iyi puanlar alarak eğitim sonuna kadar bu performansı istikrarlı bir şekilde devam ettirmek. Yani aslında okula başladığımız ilk günden beri bizden istenen şey. Ve ama hayatımızın büyük kısmını kaplayan eğitim sürecine böyle baktığımızda pek bi keyifsiz geçecek zaman dilimlerine benziyor. Bu nedenle üniversite günlerimde bu bakış açımı değiştirmiştim. Yani örneğin eğer bir omurgasız hayvanlar dersi görüyorsam, ve kocaman-bitmeyen- latince kelimelerle dolu bir kitabım dahi olsa elimde bilmem gereken, ben biliyorum ki elimdeki kitap kocaman bir kumsaldaki tek bir kum tanesi olabilir ( ki büyük olasılıkla öyledir) . Bu nedenle çok yönlü düşünmeyi seviyorum, yani eminim ki bu dersin konusuyla ilgili belgeseller var, değişik türde kitaplar var, internette videolar var, ingilizce dilinde çok daha fazla ulaşabileceğim kaynak var. Evet…

h-is

His dediğin şeyi sadece sen hissedebiliyorsun ya o ilginç işte. Yani istediğin kadar için dışın bir olsun. İçini göremiyoruz ki senin. Annem babam bana hep sevgini göstermiyorsun derdi. Şimdi eve gittiğimde yine diyebilirler yani. Ben de üzülürdüm böyle demelerine. Şimdi düşününce, bazen çoğu hissi hissettiğinle kalıyorsun evet. Çoğunu anlatamıyorsun, his anlatılamıyor çünkü hissediliyor. Çoğunu gösteremiyorsun, çünkü hislerimizi görebilen bir gözlük yok. Hissediliyor o sadece. Mesela bugün erkek arkadaşından ayrıldığı için bayağı kötü bir psikolojide olan A.B. isimli sınıf arkadaşım için üzüldüm. Ama o kadar. Yani ben hissettim bişeyler, cümle kuramadım, ayrılıkla ilgili anlarda dünyanın en bilirkişisi gelip en bilgiç cümleyi de kursa bi işe yaramaz zannımca. O nedenle hissettiğim şey benimle kaldı. Ona geçemeden. Ki zaten itiraf etmek lazım, genelde kalbimizi dolduran ya da bazen midemizi dolduran duygular aynen orda kalır ve zaman aşımına uğrar. Ne hissettiğin, ne kadar yoğun, ne k…

yalan söyle-me-yeceksin!

Bu kadın ya gelemiyor, ya gelse de sahneye çıkamıyor, çıksa da düşüyor falan.. "bilet parası sorun değil de Amy Winehouse'a güvenip de alamıyorum" diyen arkadaşımı şimdi daha iyi anlıyorum.

Bazen insanların bulundukları yaşlarda, onlardan beklenmeyen davranışları görmek beni çileden çıkartınca onlara 'yaş kaç?' diye sormak geliyor içimden. İnsan 25 inden sonra hala utanmadan sıkılmadan derste, eğitmenin karşısında uyuyabilir mi? hımm yoksa insan 25'inden sonra daha mı rahat olur bu konularda diyorsunuz? veya diğer taraftan bakalım; eğitmen kişisinin sınıfta sorduğu sorunun ardından aldığı yanlış cevap üzerine 'come ooon' demesi siz de hangi duyguyu uyandırıyor. Görmemişlikten başka?

İstanbul'dayım. 1 aydır. Hayatımda ilk kez İstanbul'da bu kadar fazla kaldım. Hep kaçardım ben bu şehirden. Yılda bir kez belki, haftasonunda falan, gezmeye tozmaya gelinirse gelinirdi, o da hep aynı yere Taksim'e. Şimdiyse farklı. Adaptasyon sürecindeyim. Hiç bi…

-ilk- starbucks günü

Sıcak bir gün.
Büyükçekmecedeyim.
Günlerden pazar.
Odamdayım, orduevinde.
Kafamın içindekileri boşaltmak amacıyla, odamı temizledim. Tozları sildikçe berraklaştı sanki bir şeyler. Temiz kıyafetlerimi ütüleyen askere 'eline sağlık' deyince, iyi bir şey yaptığımı düşündüm doğrusu.. çünkü kötü hissediyorlar değil mi, erkekler, askerdeyken, kendilerini.. bir gülen yüzü esirgiyoruz biz de. her neyse..
şimdi 3 yataklı odada yalnızım, şimdilik.
her an biri gelip, bu sessizliği bozabilir .. diyorum ama aslında ortalık pek de sessiz değil..
havuz kenarından insan seslerinin birbirine karışıp yarattığı uğultuyla birlikte, manzarama eşlik eden bir gülben ergen sesi var boşluğa yükselip, odama dolan.. kötü ses diyemem, sanki sessiz sessiz söylüyor şarkısını, ben sözlerini dinlemiyorum şarkının, sesini dinliyorum, sakinleştirici bir ton. Ama yine de aşağıdan yükselen sesin Norah Jones olmasını tercih ederdim..
Sevgilimi gördüm bugün, 2-3 saat oturup bir kahve içme fırsatımız oldu. Uzun zaman olmuş…

insanın kendini koala gibi hissetmesi durumu :)

book lovers never go to bed alone

Nerden okudum , ya da duydum hatırlamıyorum ama .. çok şey ifade eder bana.. "elinde çiçeklerle gidip gidip duvara çarpmak" ..

ve hayat duvara çarpmanla değil , elindeki çiçeklerle ilgileniyor ..

long day is over

Norah Jones tan bi savaşın ardından çalması gereken şarkı çalıyor.. ' Long day is over'

uzun günler vardır, bitmeyen günler, bir dakikası bir saate eşit, sabahtan öğlene geçemeyen, akşam bir türlü olamayan, her aksiliğin seni bulduğu o uzun günler. içindeki kaba insanı, hoşgörüsüz, tahammülsüz, suratsız insanı saklamaktan yorulduğun, ayan beyan ortaya koyduğun, gülümsemek zorunda değilim diye bağırmak istediğin günler. Kimsenin seni anlamadığını düşündüğün, anlatmayı ise hiç düşünmediğin, içine tıkılı kalan şeyin midende yaptığı sancıya dayanamadığın için hiç tanımadığın bi insanın cümlelerinden medet umduğun uzun, bitmeyen günler. ve o uzun günler sana ait değildir, ya bir ders ya bir iş ya bir sunum bulur seni. Köşene çekilemezsin yani, belki rahat bıraksalar, köşene gitsen, kapasan ışıklarını, kimse seni görmese daha kolay geçebilecek günler.. Ama değil işte, sanki bu yaştan sonra o rahatlığı uzun bir süre zor görecekmiş gibi hissediyor insan. Uzun günlerin sayısı artıyor ha…