Skip to main content

Ben.. ben sahiden.. ben herneysem işte


Ben buraya geleli nerdeyse 7 ay olmuş, nerdeyse 200 gün..
200 sabah, 200 akşam..
Mezun oldum ben, 7 ay önce.. 2 hafta sonrasında iş buldum daha doğrusu iş beni buldu. Ama tamamen şanstan ibaret diyemem.. sonuçta şans denen o 'kapı'yı da siz oluşturuyorsunuz.. 7 sene okudum, bölümümü bırakmak istedim. Sonra bölümüme odaklandım ve aslında insanların düşündüğünden farklı olarak ne kadar geniş bi dünyanın içinde çalıştığımı farkettim. fakat mezun olurken ne istediğimden çok emindim, nerden mezun olduğumdan, bundan sonra neyle uğraşmak istediğimden..
Şimdi burdayım, hayat burda pek kolay değil. Ben, ben gibi değilim burda. Hiç bir şey önceki gibi değil.
Normalde daha fazla gülerim ben.. bir işle meşgulsem ilk amaç keyif almak, ikincisi öğrenmek, üçüncüsü paylaşmaktır.. çok severim, bildiğimi aktarmayı.. ve aktardığım şeyin anlattığım kişide uyandırdığı merakı görmeyi.. kitaplardan bahsetmeyi, raskolnikov'un ruh halini, korkusunu, heyecanını, Mr. Vertigo'nun nasıl olupta uçabildiğini, Kavafis'in Şehir isimli şiirinde aslında tam olarak ne demek istediğini.. konuşmayı.. konuşabilmeyi.. çok severim.. Akşam üzeri, güneş batarken, hava kararırken evde olmayı, sıcak bir içecekle kitap okumayı, yazı yazmayı, kitaplardan alıntı yapmayı.. ve aynı sırada caz dinlemeyi.. billie holiday, patsy cline .. severim çok.. müzik dinlemeyi.. içerde ve dışarda.. canlı canlı veya kalabalığın ortasında sadece kulağımda.. kahvaltı eşliğinde uzun uzun gazete okumayı da severim.. gazetemi benden önce okuyana da sinirlenirim :) alırım cumhuriyetimi, altını çize çize okurum.. bazen bir köşe yazarına kafam bozulur yazarım mail.. onlar da hep cevap verir.. çok ciddiyim.. cumhuriyet yazarları her zaman maillerinize cevap verir..
Eskiden kendimle çok zaman geçirirdim, kendimle zaman geçirmek için arkadaşlarıma işim var diyebilirdim.. derdim.. ve yalnız kalırdım.. masamın başına geçer.. kitaplarımla uğraşırdım.. zamanımın çoğu .. ama çoğu kendimle geçerdi.. şimdi ise biraz farklı.. evet bu şehirde yalnızım.. ama aslında yalnız değilim.. sanırım eskiden daha yalnızdım.. yani eskişehir'deyken.. okurken.. yalnız kalmaya çalışırken daha yalnızdım.. şimdi burdayım .. kahvaltımı yalnız yapıyorum, akşam yemeğimi yalnız yiyorum.. ama aslında yalnız değilim..
Bunu anlatmak zor..
Anlatmak zor olduğu için, içinde tutmaya çalışmak daha kolay ..

Comments

İpek said…
''ilk amaç keyif almak, ikincisi öğrenmek, üçüncüsü paylaşmaktır..'' demişsin ya aynen yansıyor. yazılarını okuduğunda (tıpkı tarif ettiğin gibi elinde sıcak bir içecekle ) inanılmaz keyifli oluyor. paylaştığın kitaplar müzikler yazarlar bloggerlar hepsi ama hepsi zaman oluyor insana ilaç gibi geliyor . bu kadar içten ve severek yazdığın için teşekkürler .

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…