Friday, February 11, 2011

Babama ve Cem'e

Bir babayla kızın yaşayabileceği en zor anlardan biridir, babanıza ilk kez sevgilinizden bahsetmek.. Ona artık hayatında başka bir erkeğin daha olduğunu ve o erkeğin kim olduğunu anlatmak.. biraz tedirgin, biraz korkak.. babanın gözlerinden anlam çıkarmaya ve anlamaya çalışarak.. o an hangi taraf daha zor bir an yaşar bilemiyorum ama babama hayatımda şu an ikinci sıradaki en önemli erkekten bahsetmek hiç kolay değildi.. çünkü onun için çocuktum ben daha ve hala öyleyim hatta.. 26 yıl yaşamış olmanız, onun çocuğu olmadığınızı göstermiyor.. geçen sene doğumgünümden sonra şöyle demişti babam "tamam işte şimdi benim için ancak 14 oldu yaşın" :) Doktorlardan kaçıp arkasına saklanacağınız bir duvardı babanız çocukken.. elinizi hiç bırakmayacağına emin olduğunuz bir adam.. size 10 toplu dondurma alan bir kahraman.. gecenin bi yarısında, artık bütün gün ne düşündüyse, kalkıp size uzun bir mesaj yazan bir baba.. "(...)kızımın yaşamına burnumu sokarsam güven bunalımı ortaya çıkar(...)"
işte o en zor ama en önemli anlardan birini ardımda bıraktım ben.. gayet sakince ve mutlu bir şekilde.. bunun için teşekkür etmeliyim hayatımdaki iki önemli erkeğe..

Tuesday, February 8, 2011

Ben.. ben sahiden.. ben herneysem işte


Ben buraya geleli nerdeyse 7 ay olmuş, nerdeyse 200 gün..
200 sabah, 200 akşam..
Mezun oldum ben, 7 ay önce.. 2 hafta sonrasında iş buldum daha doğrusu iş beni buldu. Ama tamamen şanstan ibaret diyemem.. sonuçta şans denen o 'kapı'yı da siz oluşturuyorsunuz.. 7 sene okudum, bölümümü bırakmak istedim. Sonra bölümüme odaklandım ve aslında insanların düşündüğünden farklı olarak ne kadar geniş bi dünyanın içinde çalıştığımı farkettim. fakat mezun olurken ne istediğimden çok emindim, nerden mezun olduğumdan, bundan sonra neyle uğraşmak istediğimden..
Şimdi burdayım, hayat burda pek kolay değil. Ben, ben gibi değilim burda. Hiç bir şey önceki gibi değil.
Normalde daha fazla gülerim ben.. bir işle meşgulsem ilk amaç keyif almak, ikincisi öğrenmek, üçüncüsü paylaşmaktır.. çok severim, bildiğimi aktarmayı.. ve aktardığım şeyin anlattığım kişide uyandırdığı merakı görmeyi.. kitaplardan bahsetmeyi, raskolnikov'un ruh halini, korkusunu, heyecanını, Mr. Vertigo'nun nasıl olupta uçabildiğini, Kavafis'in Şehir isimli şiirinde aslında tam olarak ne demek istediğini.. konuşmayı.. konuşabilmeyi.. çok severim.. Akşam üzeri, güneş batarken, hava kararırken evde olmayı, sıcak bir içecekle kitap okumayı, yazı yazmayı, kitaplardan alıntı yapmayı.. ve aynı sırada caz dinlemeyi.. billie holiday, patsy cline .. severim çok.. müzik dinlemeyi.. içerde ve dışarda.. canlı canlı veya kalabalığın ortasında sadece kulağımda.. kahvaltı eşliğinde uzun uzun gazete okumayı da severim.. gazetemi benden önce okuyana da sinirlenirim :) alırım cumhuriyetimi, altını çize çize okurum.. bazen bir köşe yazarına kafam bozulur yazarım mail.. onlar da hep cevap verir.. çok ciddiyim.. cumhuriyet yazarları her zaman maillerinize cevap verir..
Eskiden kendimle çok zaman geçirirdim, kendimle zaman geçirmek için arkadaşlarıma işim var diyebilirdim.. derdim.. ve yalnız kalırdım.. masamın başına geçer.. kitaplarımla uğraşırdım.. zamanımın çoğu .. ama çoğu kendimle geçerdi.. şimdi ise biraz farklı.. evet bu şehirde yalnızım.. ama aslında yalnız değilim.. sanırım eskiden daha yalnızdım.. yani eskişehir'deyken.. okurken.. yalnız kalmaya çalışırken daha yalnızdım.. şimdi burdayım .. kahvaltımı yalnız yapıyorum, akşam yemeğimi yalnız yiyorum.. ama aslında yalnız değilim..
Bunu anlatmak zor..
Anlatmak zor olduğu için, içinde tutmaya çalışmak daha kolay ..

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...