Skip to main content

:*

Yapmak zorunda olduğum bir şey varsa eğer ve benim içimden yapmak gelmiyorsa.. Ders çalışmak gibi.. Oturup duruyorsam masa başında.. Zaten sıkıcı olan bir durumu daha da sıkıcı bir hale getirmişsem yani kendi kendime . Başarılıysam bu konuda cidden. Belirli büyük ve zor işlerle karşılaştırdığımda çok basit gelecekse bu şey bana ama ben bilerek ve de isteyerek onu daha kolay ve küçük şeylerle karşılaştırıp gözümde büyüttüysem.. Ki ben yaparım böyle arada.. Siz de yapıyorsunuz biliyorum arada.. hatta bu yazının yazılmasına vesile olan kişi şu an bunu yapmakta:) Yani vardır böyle atsan atılmaz satsan satılmaz işler. Ne 'amaan..' diyip düşünmeden yapabilirsin ki çünkü hayatın boyunca hiç o kadar umursamaz bir insan olmamamışsındır. Ne de bi hevesle, bir şey öğrenmek adına okumaya çalışırsın önündekini çünkü o bakış açısından çoook uzaklaşmışsındır.
O değilde.. sen en iyisi.. bi kahve yap hayatım kendine şimdi.. şöyle 'şekersiz' 'sütsüz' .. dumanı üstünde.. koy masanın köşesine .. istersen ama bak 'istersen' bir tane sigara yak hayatım.. güzel bir müzik aç dicem.. ama bilmiyorum aslında müzikle çalışabilir misin.. bak ne kadar basit bir şeyi bilmiyorum.. senin hakkında.. daha öğrenmem gereken çok şey var :) o yüzden yine 'istersen' müzik aç.. ve önündeki kağıda kitaba nefretle bakma daha fazla.. sanki yarın birileri o kitabın içindeki konudan konuşacakmış gibi, sanki yarın öylesine bi arkadaş ortamında tam da o kitabın içindeki konu geçecekmiş gibi, tamamen tesadüf yani senin de baya bilgin ve hatta fikrin var o konuda:) gibi.. hayatım.. Yani sanki sırf bilmek istediğin için okuyormuşsun gibi bakarsan önündekine.. yanındaki kahvede buna yardımcı olur eminim.. yoksa kahvenin tek görevi iç ısıtmak, uyku kaçırmak değildir.. eminim yani.. psikolojik destektir aynı zamanda:)
ben böyle daha uzatırım hayatım.. senin için .. keyfin için..
sen kahveni iç şimdi, bir yandan da oku hayatım.. çünkü yarın akşam kahveni içerken okuyamayabilirsin, meşgul olabilirsin ;)
kolay gelsin..

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…