Tuesday, August 17, 2010

suyun altı

Hiç bozulmamış pazar gazeteleri, sehpanın üzerindeki sigara paketi, lavaboya dizilmiş bardaklar .. dikkat etmek istedikten sonra onunla yaşanılan anıları hatırlatacak kanepenin üstündeki örtünün kıvrımları .. fotoğraf makinemiz yoksa aklımıza kazımalı.. en güzel, en hatırlamaya değer anıları .. Zaten o kazımanın derinliğidir sonrasında yaşanılanların sebebi, kalkıp gidilerse o hayattan derine inildiği kadar zor olur suyun üzerine çıkması, ama kalkıp gidilmez tam tersine dibe doğru gidilirse işte o zaman.. tüm dünyayı dışarıda bırakıp gözlük ve şnorkelle dalmış gibi .. birbirimizin en derinine.. en gizli, kuytu, bilinmeyen, görülmeyen yerlere.. kabukları tek tek oyup altına bakmak, elle yoklayıp tek tek yaraları okşamak gibi ..
derinler(in)de bi yerde dolaşıyorum şimdi, dibe inerken bu kez diğerlerinden farklı olarak yukarı çıkmak için gerekli olan nefesi içimde tutmam gerektiği düşüncesini sildim attım kafamdan.. ne olur ne olmaz diyesim, suyun üstüne yüzesim yok hiç ..

Thursday, August 5, 2010

4 diş fırçası, 4 ev

Eşyalarımı toplarken dedim ki Cem'e "hadi bana sor, şunu aldın mı bunu aldın mı diye ki unuttuğum bir şey kalmasın." O da " diş fırçan?" dedi. Ben de hiç düşünmeden " diş fırçamı almayacağım, çünkü orda yenisini alıcam." dedim. O an bir verilmiş bir karardı. Ve öyle yaptım.
Bugün diş fırçalarımı düşündüm de; Eskişehir'de, Çanakkale'de, İzmit'te ve burda yani Darıca'da .. Yani 4 diş fırçası.. yani.. 4 ev.
Bu dağınıklığın bir göstergesi mi? yoksa yaşadığın yerden kopamamanın göstergesi mi?
Çanakkale'deki evimde sabah kahvaltıları çok güzeldir, annenin hazırladığı kahvaltı çok özeldir.. Sabah uyanmaya yakınken mutfaktan duyduğu çatal kaşık sesleri insanın içini birden huzur ve güvenle doldurur, ve bu duyguyu başka birinde daha hissetmek çok zordur. Çanakkale'deki evde baba tarafından muzlu süt yapılır, anne tarafında portakal sıkılır, tabi eğer çocuk isterse..ve çocuk ister. Çocuk dediğime bakmayın o evde 26 yaşındaki insan da çocuktur, 30 yaşındaki de.. Salonda televizyon karşısında uyunursa eğer, sevgi dolu kollar seni kaldırır odana taşır. Giysiler hep ütülüdür, akşam yemeği sabahtan hazırdır. O ev sanki hep sen, sadece sen rahat et diyedir. Kapıyı huzur açar, giderken ardından huzur bakar ve seni orda hep bekler.. Her ne kadar sen çok uzun aralıklarla gelsen de .. o sevgi, huzur dolu ev hiç bir şey kaybetmez kendinden, daha da büyür duygular, evden, duvarlardan taşar..
İzmit'teki evde akşamlar güzeldir, iş sonrası muhabbetler, koşturmaca içinde yapılmış şipşak yemekler, yemek sonrası seyredilen filmler, kolalar, cipsler..Sonra .. ablayla yapılması içinde iple çekilen uzun sohbetler, 'şöyle oldu-böyle oldu'lar', ablanın görüşleri, yanında sıcak çaylar, kahveler.. çocukluktan beri aynı kişiyle başka şeyleri paylaşmanın verdiği haz, ve daha yaşanılacak bir çok güzel şeyin hissettirdiği umut, sadece yanında oturmanın bile verdiği huzur .. Hepsi İzmit'teki evde hissedilir.. Sadece bu mu .. elbet değil. İnsanın hiç 20 yaşından sonra abisi olur mu? işte İzmit teki evde olur.. Kendisini her defasında içten dinleyen, meraklı sorularla anlamaya çalışan, anlayışlı bakış açısını kardeşine geçirmeye çalışan ve desteğini hiç bir zaman esirgemeyen .. bir abi.. 20 yaşından sonra.. ve bir kardeş belki de .. yeğen bile demek istemiyorum.. çünkü o benim kardeşim olucak.. ablamın kızı.. o da o evde olucak .. bu kadar güzel insanın arasında doğucak.. belki ilk gün ağlayacak ama sonra hep gülecek .. mercan.. kardeş bile değil belki benim de kızım.. hayvanat bahçesinde çalışan bir teyzeden daha güzel ne olabilir ? bir gün ben eve döndüğümde büyük ihitmal o da benden bir penguen isteyecek.. belli mi olur.. sonra yine ilerde bir gün beni arayacak "teyze" diyecek "şöyle şöyle oldu ama sen anneme bunu söyleme" :) kimbilir neler olacak, insanın 4 gözü olsa gerçekten 4 'ünü de harcamaya değer onu beklemek için .. bekliyoruz doğacak..
Darıca'daki ev.. yani bu ev.. sıcak ama soğuk.. yalnızlıktan olsa gerek.. ilk kez kendi evim diyebileceğim bir yer.. tamam benim değil lojman ama .. ilk kez yalnız yaşıyorum işte.. asiliğim tutuyor ya o yüzden.. yalnız olmanın verdiği bi asilik, bi dışarıdan sağlam imajı veren hal - tavır.. ne kadar indandırıcıdır bilemem ama, içimden bir ses bu eve kalıcı bir şekilde yerleşme diyor.. halbuki ev tam yerleşilecek bir ev, upuzun balkon, karşısında deniz, ılık rüzgar içeri girerken, günün stresi çıkıp gidiyor evden .. ama yine de birileri konuşuyor içerden, içimden.. acele etme diyor .. acele etme..
Eskişehir'deki evse.. işte asıl evim o.. başkasının eşyaları da olabilir evimde, bir başkası da kalıyor olabilir, her hangi bir arkadaşımda anahtarı da olabilir ama o ev benim evim .. kokusun benim kokum.. zaten evdeki huzur, oraya kokunu sindirince oluşur.. sonra evine gelen hisseder o huzuru.. o evden nasıl keyif aldığını , ve hayattan da.. o evdeki yatak başkadır, koltuk başka.. duvardaki resimlerin, kelimelerin, kitaplıktaki cd lerin, asılmış broşürlerin, bardakların, kadehlerin bile geçmişi vardır.. kitaplarım orda.. çok özlüyorum desem yeridir.. eksik gibi sanki. canı isteyince karıştırabilmeli insan.. kitap dediğin insanın başucunda durmalı.. kocaman başucu kitaplıkları yaptırmalı..O evde her metre karesinin sana ait olduğunu bilmenin verdiği huzur ve güven vardır, anahtarınla kapıyı kilitlediğinde bütün dünya dışarda kalır.. istersen yanına birini alırsın , istersen almazsan.. ya da bazen sen istesen de yanında biri olmasını, o evi paylaşmayı bir eşlik eden bulamazsın.. İçimden bir ses diyor ki kapatma bu evi, eşyalarını toplayıp o küçük, gıcık karton kutulara koyma.. sıkıştırma onları.. bak onlar da gitmek istemiyor zaten .. içimdeki ses diyor ki sen o evde huzurlusun, ne diye huzurunu kaldırıp bi kutuya koyasın? acele etme diyor içimdeki ses.. acele etme ..

Aslında taşınmayada alışığım, babamın tayinleri sırasında az koli yapmadık kocaman kitaplığımızı..bantlar, ipler, kutular, toz, toprak,kirlenen koridorlar, ayakkabıyla girilen odalar sonunda çıkıp gidilen evler.. bu duyguyu biliyorum..
Evler büyütüyor insanları.. evin şekli bile üstümüzde çok etkili.. balkonu var mı? ya bahçesi? yeteri kadar odası? yoksa ablanla aynı odada mı yaşıyorsun? gibi..

İşte bu yüzden getirmedim diş fırçamı, aslında bu evlerin hiç biri çekip gidilmeyi hak etmiyor. Ben de dönüp duruyorum o evlere, bir gün birinde, bir gün diğerinde.. hiçbirinden gitmedim gidemiyorum, o evlerde yaşıyorum.. o evlerde yaşadığımı insanlara banyodaki diş fırçamla hissettiriyorum.
O yüzden dedim ki canıma " yeni bir tane alıcam orda .."

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...