Saturday, May 29, 2010

kedi

Bir insanı üzmek demek onun gözlerindeki anlık pırıltıyı söndürmek demek'miş' dün gece anladım. Şehrin ışıkları insanın içine işlediği gibi üstüne üstüne de gelebilir'miş'. Kendini bir diziye kaptırıp, sanki o senaryodaki rolünü oynamak zorundaymış gibi hissetmemek gerekiyor'muş.'
Dün eve dönerken beyaz bir kedi gördüm, sevdim, ona orda beklemesini, süt alıp geleceğimi söyledim. Aldım. Geldim. Yoktu. Gitmişti. O da beni ekti. Birden keyifsizleştim. Gözlerimdeki parlaklık gitti.

ps. xlarge grubuna 6:45 sahnesi dar gelmiş.

Dipteyim, sondayım.

Kampüsten dönerken bugün elimdeki ağır evrim kitabı nedeniyle yorulduğumu farkedip çimlere oturdum. Sonra uykum geldi, uzandım biraz. Kulağımda müzik. Gökyüzüne baktım. Kendimi şnorkel ve gözlük takmış bir şekilde denizin dibine bakıyormuşum gibi hissettim, farkettim ki pek farklı değiller. İkisi de sonsuz bir mavi, birinin dibinden kuşlar geçiyor, diğerinde balıklar, görüntüye dahil olanlar birinde çam ağaçlarının dalları, diğerinde yosunlar.. Hep hoşuma gitmiştir bir şeylelrin dibini görmeye çalışmak, kar yağdığında da böyle olur. Gözlerimi dikerim gökyüzüne, o kar tanelerinin nerden geldiğini anlamaya çalışırcasına. İnsanların da dipleri vardır, onlara bakma zor ama. Zaman lazım.. Gözlerini dikip bakmakla görülmüyor dipleri.. genelde bulanık çünkü..

Friday, May 28, 2010

Liste

Geçenlerde yine bir arkadaşıma söyledim, aynı şeyi, bilmem kaçıncı kez ; " Hayat zaten zor, daha fazla zorlaştırmayalım birbirimize." derken bu benim hayat felsefem olmuş. Ama işleri zorlaştırmamakla işini doğru yapmak arasında çok ince bir çizgi var, ve üzgünüm ama sana düşen işleri doğru yaptığında insanlar senden uzaklaşıyor. Ama doğrular değil, doğru insanlar değil. Yanında kalıyor onlar. Yanında kaldıkları için doğru değiller, doğru oldukları için yanında kalmayı tercih ediyorlar. Şimdi biraz bakmak lazım kim var sağında solunda diye, sendelediğinde ilk kim tutacak kolundan acaba, ya da izin gününde ilk kimi arıyorsun güzel muhhabeti için, sinirden duvara fırlatıp tuzla buz ettiğin bardağın parçalarını kim topluyor senin için, pılını pırtını toplayıp yanına gidebileceğin bir ada misali herşeyden uzaklaşabileceğin ya da bir liman gibi yeni kıyılara yanaşabileceğin kim var çevrende? Bir gün kalkar gider diye korktuğun, görünmez iplerle hayatına bağlamak istediklerin kimler peki? veya bu saydıklarım sonunda oluşacak liste kaç kişilik acaba? bunun üzerine düşünmeli .. uzun uzun .. ( Şimdi perihanmağden olsaydı - uzuuun uzuuun- diye yazardı- sevmiyorum bu üslubu!)


Wednesday, May 19, 2010

"do we need distance to get closer?" C.B.

Bu çılgınlığın bir gün sonu gelmeli diye düşünüyorum. Bir şeyler sona ermeli ki ben de durabiliyim. Öbür türlü duramadığımı, durmak için bahaneler uyduramadığımı farkettim. "Hey dostum! yeterince yorgunum, daha fazla koşamayacak kadar" repliği karşı tarafı ikna etmeye yetmiyor çünkü. Halbuki bir şeylere devam etmek hissi, zordur .. Özellikle bazen .. Albert Camus'un dediği gibi " evet bu dünyada savaş yapılabilir, aşk taklit edilebilir, hemcinsine işkence yapılabilir, gazetelerde boy gösterilebilir ya da yalnızca örgü örerken komşu çekiştirilebilir. Ama bazı hallerde devam etmek, yalnızca devam etmek insan üstü bir şeydir."

Anladım ki söyleyecek çok şeyim olduğum zaman yazamıyorum ben. Hepsini söylemekten korkuyorum sanırım. Ve ayrıca ilişkiler hakkında da konuşamadığım gibi yazamıyorum da . "Hıh, bu konularda ahkam kesmek çok kolaydır" gibi bir halim var. Halbuki değil.

ve kendi kafamda kurduğum bağlantıları hızla geçerek şu konuya gelmek istiyorum ki ; Carrie şöyle der ; sevdiklerimiz bizden uzağa gittiklerinde üzülürüz ama bizi teselli eden şey uzaklarda bir yerde sevildiğimizi bilmek ve ona sahip olmaktır. eğer şanslıysanız o kişi size bir uçak uzaklıktadır.

Şimdi yine yarın ki sınava (mikrobiyoloji) çalışıp, sunumumu (Çernobil'in etkileri) bitirip, tezimi (muhabbet kuşlarında klasik koşullanma) tamamlamak için masama dönmem gerek.


-eklesem iyi olur / arada bir okumak için pek tabi..

later that day, i got to think about the relationships:
there are those that open you up to something new and exotic,
those that are old and familiar,
those that bring up lots of questions,
those that bring you somewhere unexpected,
those that bring you far from where you started,
and those that bring you back..
but the most exciting, challenging and significant relationship of all, is the one you have with yourself..
and if you find someone to love, the you, you love....
*well, that's just fabulous..

*dinle : * Oasis - Breakfast At The Tiffany's
oku : * Tepetaklak - Eduardo Galeano

izle: *Reservation Road

Saturday, May 15, 2010

uyurgiyinir

"Mutluluk rastlantısaldır, devamı olmaz." diyen John Berger'a bir kez daha hak verdim doğrusu. Olasılıkta verseymiş iyi olurmuş. Zira en son ne zaman içten bir kahkaha attığımı hatırlamıyorum , evet doğrusu içimde atılmayı bekleyen kahkahalar var , ama hayat hızla törpülüyor sonra bi bakıyorsun 'sen de' sokakta kahkaha atmanın ayıp! olduğunu düşünmeye başlamışsın . Bunu sana milyonlarca kişi söyler ama hiç önemli değildir ta ki sen de öyle düşünmeye başlayana kadar.

Hayatımın en robot dönemini yaşamaktayım. Haftanın 6 günü günde 9 saat çalışıyorum . 3 gün okulum var. Milyonlarca sınavım , yazmam gereken bir tez, çevirmem gereken makaleler var. Bakmam gereken bir papağan, yazdırmam gerekn ilaç, kredi ödemesi ile ilgili şehrin alakasız bir yerine gitmem gereken kredi yurtlar kurumu falan filan. Sakın bana en son ne zaman kitap okuduğumu sormayın . Bu soru beni üzüyor doğrusu.

Bir de aylık şeklinde para almaya başladık. Nasıl yani? haftanın altı günü çalışıp o haftayı parasız geçirmek ? evet tam da böyle bir şey yaşadığım . çok anlamsız.

ve de eğer sabah uyandığınızda ve üstünüze baktığınızda yatarken giydiklerinizinden farklı kıyafetler varsa üstünüzde, bunun tek bir anlamı vardır: siz uyurgezersiniz!

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...