Skip to main content

"iyi ki bi teyzem var"

'başka bir zaman dliminde görüşmek üzere .." dedim Halil'e ve çıktım kafeden . Pan'a gidip bi sıcak şarap içtim , çünkü gerçekten güzel yapıyorlar , onu da geçtim bu mevsimde bir tek orası yapıyor zaten. Ama yine de ben bir seçim şansım varmışcasına ve ben Pan'ı seçmişimcesine gidiyorum oraya. Bu akşam da öyle yaptım , yalnızdım , masada. Yalnız olmayı ister miydim ? sanırım hayır , yalnız kalınca bu aralara Özge'nin dediği geliyor aklıma " işkolik olma !" -kendisi beni haftanın 6 günü shifte yazan müdürüm :) demek istiyor ki ' 6 gün çalış ama işkolik olma ! ' aslında masada pek yalnız sayılmazdım , yani eğer yanımda okuyacak bir şeyler varsa , yalnız değilimdir , ve hatta yanımda ki okunacak şey gayet güzel bi kitapsa o zaman yalnız olmayı 'tercih bile edebilirim.' Los amigos un günlük gazeteleri almış olabileceğini , ve günün perşembe olduğunu , perşembe günleri Cumhuriyet in kitap eki olduğunu tam tersi sırayla düşünüp masamda sıcak şarabımı yalnız bırakarak gittim , gazeteliğe baktım , dergiyi aldım , yerime döndüm , daldım gittim , kitap ekine ..

..herkesin kendi kafkası vardır diyor 'ferit edgü' buna güzel bir örnektir Kafka nın yapıtını ilk kez Fransızca ya çevirip tanıtan Alexandre Vialatte , Mon kafka ( Benim kafkam ). Babama mektupları nı okuduğumda , doğal olarak ben de babamla ilişkimi düşünmüştüm , ama pek fazla derinleşememişim ki aklımda yer etmemiş öyle çokça . Ama 14. aforizma derseniz .. işte bir cümle de olsa , bazen bi kitaptan daha etkili olabiliyor üzerimde, üzerimizde ..

"Düz bir yolda yürüyor olsan, tüm ilerleme isteğine rağmen hala gerisin geriye gitsen , o zaman bu ümitsiz bir durum olur; ama sen dik, senin de aşağıdan gördüğün gibi dik, bir yamacı tırmandığına göre, adımlarının geriye kayması, zeminin özelliğinden ileri gelebilir, umutsuzluğa kapılmamalısın. "

.. günah keçisi bulmuşcasına sevindim doğrusu , Max Brod 'a teşekkür ettim , içimden . Ben de olsam dedim kendime aynısını yapar mıydım ? en yakın arkadaşımın 'bunları kesinlikle yakmalısın' diyerek ardından bıraktığı yazıları yayınlar mıydım ? .. yayınlarsam eğer bunu neden yapardım ? para için ? insanların kafka yı okuması için? harcanan onca emeğin küllere karışıp gitmemesi için ? ama var , milyonlarca kitap , okumak lazım , hatta bazılarını iki kere , üç kere .. bazen de yarıda bırakmalı zamanı gelince devam etmeli , elden düşmemeli bazıları , başucundan kıpırdatılmamalı .. bi de mesela özlediğim kitaplar var , uzun zamandır Susan Sontag in 'fotoğraf üzerine ' adlı kitabını özlüyorum , yeterince zaman ayırmalı . not almalı . üzerine araştırmalı . hatta fotoğraf çekmeli. kısacası zor kitaptır kendileri ama dört bi yandan sarar insanı , bu da zaten en güzel yanı !

Dün yine Pan'da oturuyoruz , iş çıkışı , ama bu kez yalnız değilim . Ya da bilmiyorum , belki de öyleydim . Ilgın dediki " deniz , sen mutsuz gözüküyorsun hep .." " evet , çünkü öyleyim" dedim , hiç düşünmeden . rahatsız olmadan . çok mu alıştım acaba bu duruma , bu memnuniyetsiz , ve güzel şeyler olmasını beklemekten vazgeçmiş ruh halime ? eski halime dönmem için bi süreliğine tatil ihtiyacı -hayata mola ihtiyacı -daha doğrusu bu ihtiyacın giderilmesi lazım . Mesela bugün toplasam eşyalarımı , yarın çıksam yola , hiç gitmediğim Olympos'a .. neler mi olur .. işe gitmediğim için sanırım kafedeki geleceğim baya bi sarsılır , geleceğim derken süper bir şeyden bahsetmiyorum , sadece bir sonraki haftada shifte yazılmaktan ya da yazılmamaktan , haftada 100 milyon kazanıp kazanmamaktan bahsediyorum , devamsızlıklarım sınırda olduğundan , bir kaç dersten kalırım ve okulum uzar , ve bu durumun şu dakikadan sonra hiç bir mantıklı açıklaması yok , yani ben yaparım ama kimseye mantıklı gelmez "tatile mi ihtiyacın vardı hı? herkesin ihtiyacı var ! biraz bekleyemez miydin ." ayrıca zaten param da yok bi yerlere gitmek için . Mutsuz muyum ? ne alakası var cnm ? haftada 6 gün çalışıyorum , 3 günü okula gidiyorum , en son ne zaman kitap okuduğumu hatırlamıyorum , bi insanla güzel bi şeyler paylaşmayalı çok oldu .. mutsuz mu? ben?

o değil de bi çeki düzen vermeli kendimize , hayatımıza ,işimize gücümüze .. çünkü ağustostan itibaren bir minik gelecek aramıza .. ve bir süre sonra da gözler üstümüzde olacak .. işte o nedenle herkesi geçtim , herşeyi geçtim , o dakikadan sonra 'örnek teyze 'olmalı . minik demeli ki' iyi ki bi teyzem var ! "




Comments

sinamocha said…
Deniz hayatıma girdikten sonra artık hiç yalnız kalmayacağımı ve bir tatile ihtiyaç duysam da en güzel tatilin onun çığlıkları arasında yüzmek olduğunu anladım.Büyüdüm.Yaşlandım.Örnek teyze olmalıydım oldum ve oluyorum.Artık biri var.BİRİ.evet büyük harfle yazıyorum çünkü onun hayatından ben de sorumluyum..Yaptıgım her sey onda bir iz bırkacak malesef.Asık suratım onun da suratını astıracak..o Yuzden mutlu olmam gerek:)gülümsemem gerek ..Örnek olmam gerek..
Bu söylediklerimi
teyze olduktan sonra tekrar oku:) ağlayacaksın!

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…