Skip to main content

cumartesi-ertesi

bir pazar sabahı . hep diyorum sevmiyorum şu pazarları diye . ama sanki eskisi kadar değil . çünkü onlarda yitiriyor anlamlarını yavaaaş yavaaaş . bu sene bunu öğrendim hayattan . geçen zaman alıp götürüyormuş tüm anlamları. artık eskisi gibi üzülemiyormuşsun gidenin arkasından , sevinemiyormuşsun sevdiğin birinig görmeye . gitmekle gelmek arasına yerleştiriyormuşsun tüm sevdiklerini , gelen gidiyor nasılsa diyormuş aklın sana her seferinde , o nedenle uzak duruyormuşsun paylaşımlardan . her geçen sene duygusuzlaşıyormuş insan meğer. doğumgünü pastanda ki mumlardan belli değil mi zaten , belli bir yere kadar artmıştı sonra azalmaya başladı . kimse ve yani hayat isteklerini karşılayamıyorsa -pastandaki mumlar bile- o zaman senden verdiklerini geri almaya başlıyor .
ben nerden geldim bu konuya bilmiyorum . kendimi serbest bırakınca çıkıyor böyle şeyler . iş bulmam lazım . kredi kartı borcumu -kiramı-elektriği-doğalgazı-ihtiyaçlarımı ödemeliyim - tezimi bitirmeliyim- üds &ales gibi sadece 2 sene geçerliliği olan saçma sınavlardan yüksek not almalıyım - kendi derslerimi de unutmadan bir de açıköğretim var . biri bana kameranın yerini göstersin el sallıcam . hepsi şaka dimi?
halbuki benim okumak istediğim kitaplar , dinlemek istediğim şarkılar , izlemek istediğim filmler , gitmek istediğim ülkeler var . istiyor olmamaın hiç mi önemi yok? o zaman bari kandırmayın çocukken aldığınız boyama kitapları ve renkli kalemlerle . hayat bu derece renksizken neden bu kadar fazla çeşit renkli boya var ki.

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…