Skip to main content

cevaplar yok



Uzun zamandır böylesine sakin sakin , sessiz sessiz , yalnız oturmamıştım evde. neden böyle ki şimdi? hastayımda ondan . bu zamanda insan hasta olmaya da korkuyor , hastayım demeye de çünkü hemen yiyorsunu üstünüze bir 'domuz gribi' damgası . Hapşırmaktan korkar olduğumuz bu dönemde ben de rahatsızlanınca hiç çıkmıyım dışarı dedim , uzaklaştırdım kendimi . İyi mi geldi kötü mü tam olarak ayırdına varabilmiş değilim , zaten ben yalnız olmayı sevip sevmediği konusunda da hep kararsızdım .
Şİmdi vakit geçiriyiorum öylesine , ama çalışmaya alıştığımı farkettim böyle olunca . Sanki her an biri 'yeter , ne çok yattın !' diye kızıcakmış gibi cevap hazırlıyorum içimden ' e ama hastayım ' :) benim bir de kronik migrenim hiç bir hastalığımla beni yalnız bırakmaz sağoulsun . Eşantiyon misali takılır peşine . Ne çektimse ondan çektim zaten gerisi hikaye . Bir de şu 'bunun bi çaresi yok mu deniz?' soruları beni bayıltıyor söyliyim dedim . Var da işte ben acı çektiriyorum kendime . Yahu denemediğim şey kalmadı , binbirtürlü ilaç , biyoenerji , akupunktur .. en zoru da geceleri . ve eğer başarıpta gidebildiyseniz hastanenin acil odaları .. garip ve uykusuz doktorların saçma sapan soruları ve olaya çözüm getiremeyişleri..
Bu dert bitmez zaten , biterse kesin haber veririm :) şimdiyse beni mutlu eden çok güzel bir konu var gündemde . Teyze oluyorum . Dünyada herşeyi onun uğruna karşıma alabileceğim ablam hamile . 5 haftalık . Minicik daha. Küçücük . Nasıl garip bir duygu bu . İlk duyduğumda zaten şaşkınlıktan tepki veremeyen ben babamın konuyu açıklayan cümleleriyle kendime geldim . ve tabi gözyaşlarımı tutamadım "hani sen arıyorsun ya bizi , babacım diyorsun annecim , ablaıcm diyorsun işte o da seni arayıp teyzecim diyecek" :) ama ben öperim onu çoook . sıkılır benden .
Şimdi artık kendimi herhangi bir konuda kötü hissetitğimde aklıma getirip gülümseyebileceğim bir sebebim var .

Kendi hayatımda ise aslında gidişat pek iyi değil bu ara . O nedenle içimden bahsetmekte gelmiyor . Sadece şey gibi , insan kendi yatağında bile fazlalık hisseder ya kendini , işte öyle .. gibi. sıkılıyorum . sorularla dolduruyorum beynimi. cevaplar yok .

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…