Friday, December 25, 2009

göl


elimde olsa kendimi evde bırakıp dışarı çıkıcam . ama değil ! tıkılıp kaldım kendime . o zaman madem gidemiyoruz bu adresten , evin şeklini değiştiririz dedim ben de . çünkü baktım ki olmuyor. gülümsemiyorum . rol yapabilirsiniz -yapamazsınız başrolü kaparsınız hatta üstüne bir de oscar alırsınız belki ama sonunda yorulursunuz . elinize kalacak olan şey 'yorgunluk' . ve ben de yorulduğumu hissettim ve artık bu durum gözlerimden fışkırmaya başladı . tanıdık -tanımadık anlıyor keyifsizliğimi . o yüzden dedim ki bir çeki düzen vermeli , daha çoook uzak olsa da bir bahar temizliği , veya baca temizliği evet evet . şöyle bi silip süpürmeli , gelmeyipte geçmiş şeyleri , içime yer etmiş ama mutlu etmemişleri , beynimi mekandan mekana insandan insana dolaştıran şarkıları, boş kalabalığı , yalancı gülümsemeleri , geç kalkılan sabahları , kafamın içindeki dağınıklığı , tüm gün pijama ile dolaşmış gibi bir his veren uyuşukluğu , geleceğe karşı olan karamsarlığı , insanların gözlerindeki umutsuzluk ışıklarından benim gözüme kaçanları .. temizlik lazım . güzelce . pırıl pırıl . yeniden başlamak lazım . tekrar güvenerek ..kendine .. yalandan değil de içten gülümsemek için . içimden geldiği gibi davranabilmek için .. uyumadan önce tekrar hayal kurmaya başlayabilmek için ... yarın ! göle atıcam .. yorgunluğumu , uykusuzluğumu, keyifsizliğimi , güvensizliğimi .. :) su alır götürür hepsini ..

Tuesday, December 22, 2009

cevaplar yok



Uzun zamandır böylesine sakin sakin , sessiz sessiz , yalnız oturmamıştım evde. neden böyle ki şimdi? hastayımda ondan . bu zamanda insan hasta olmaya da korkuyor , hastayım demeye de çünkü hemen yiyorsunu üstünüze bir 'domuz gribi' damgası . Hapşırmaktan korkar olduğumuz bu dönemde ben de rahatsızlanınca hiç çıkmıyım dışarı dedim , uzaklaştırdım kendimi . İyi mi geldi kötü mü tam olarak ayırdına varabilmiş değilim , zaten ben yalnız olmayı sevip sevmediği konusunda da hep kararsızdım .
Şİmdi vakit geçiriyiorum öylesine , ama çalışmaya alıştığımı farkettim böyle olunca . Sanki her an biri 'yeter , ne çok yattın !' diye kızıcakmış gibi cevap hazırlıyorum içimden ' e ama hastayım ' :) benim bir de kronik migrenim hiç bir hastalığımla beni yalnız bırakmaz sağoulsun . Eşantiyon misali takılır peşine . Ne çektimse ondan çektim zaten gerisi hikaye . Bir de şu 'bunun bi çaresi yok mu deniz?' soruları beni bayıltıyor söyliyim dedim . Var da işte ben acı çektiriyorum kendime . Yahu denemediğim şey kalmadı , binbirtürlü ilaç , biyoenerji , akupunktur .. en zoru da geceleri . ve eğer başarıpta gidebildiyseniz hastanenin acil odaları .. garip ve uykusuz doktorların saçma sapan soruları ve olaya çözüm getiremeyişleri..
Bu dert bitmez zaten , biterse kesin haber veririm :) şimdiyse beni mutlu eden çok güzel bir konu var gündemde . Teyze oluyorum . Dünyada herşeyi onun uğruna karşıma alabileceğim ablam hamile . 5 haftalık . Minicik daha. Küçücük . Nasıl garip bir duygu bu . İlk duyduğumda zaten şaşkınlıktan tepki veremeyen ben babamın konuyu açıklayan cümleleriyle kendime geldim . ve tabi gözyaşlarımı tutamadım "hani sen arıyorsun ya bizi , babacım diyorsun annecim , ablaıcm diyorsun işte o da seni arayıp teyzecim diyecek" :) ama ben öperim onu çoook . sıkılır benden .
Şimdi artık kendimi herhangi bir konuda kötü hissetitğimde aklıma getirip gülümseyebileceğim bir sebebim var .

Kendi hayatımda ise aslında gidişat pek iyi değil bu ara . O nedenle içimden bahsetmekte gelmiyor . Sadece şey gibi , insan kendi yatağında bile fazlalık hisseder ya kendini , işte öyle .. gibi. sıkılıyorum . sorularla dolduruyorum beynimi. cevaplar yok .

Tuesday, December 8, 2009

bilmiyorsun aslında

bilmiyorsun aslında .. ne kadar okuduğumu .. ne kadar okumadığımı .. neler okuduğumu ve neden okuduğumu .. okumanın bana getirdikleri yanında benden neler götürdüğünü .. herhangi bi kitapçı rafından bir kitap alıp , kendi rafıma koydukça senden -ondan-bundan ne kadar uzaklaştığımı .. ilk ne zaman başladığımı .. ve ne zaman biteceğini .. Ece Temelkuran okurken neler hissettiğimi .. bir Vedat Türkali kitabını bitirdiğimde nasıl ağladığımı .. bir kitabı yarım bırakmanın nasıl sinirimi bozduğunu .. kitap ayraçlarımı neden bu kadar sevdiğimi .. aslında hayatım boyunca bir kitapçıda çalışmak istediğimi .. bilmiyorsun aslında ..

yağmur

yağmur , sen de vurup durma şu cama ..

Sunday, December 6, 2009

yatmadan önce ece

kitaplar büyür .. bilir misiniz bilmem ki. rafta durdukları yer de değil tabi ki , okundukça büyürler , şişerler sanki . sanki o yapraklar , yapraktaki harfler gitgide olgunlaşır okundukça , ve sayfalar kararır . işte bunu bilirsiniz eminim. kitapta kaldığımız sayfayı kararan bölüme bakarak anlayabiliriz mesela eğer araya iliştirecek bir ayracımız yoksa. o değil de diyorum ya büyüyor kitaplar diye , her biri de büyümez ama . bazıları tertemiz kalır . bu demektir ki , içine girememişsiniz o kitabın , ya da o sizin içinize girememiş. uzuun ve sıkıcı pazar günü bitmeden önce kapanışı Ece Temelkuran la yapıyım dedim , 'içerden' kitabından beni kendime getirecek bir yazı okumak istedim . Doğru cümleyi yakalayamasam da bu gece , başka bir şey oldu , işte kitabın büyüdüğünü farkettim . Okundukça büyüdü demek ki ve karardı. İmzalı kitabım ' iç meselelerini içte bırakalım' . öyle dedi bana ece , ben ona 'içindeki cinai çocuğun neleri öldürdüğünü' sorduğum zaman . Doğrudur . Belki de en doğrusudur içerde bırakmak .

Bu aralar tüm çıkmazlardan şu cevapla kurtuluyorum : hayattan ne istediğine bağlı :)

cumartesi-ertesi

bir pazar sabahı . hep diyorum sevmiyorum şu pazarları diye . ama sanki eskisi kadar değil . çünkü onlarda yitiriyor anlamlarını yavaaaş yavaaaş . bu sene bunu öğrendim hayattan . geçen zaman alıp götürüyormuş tüm anlamları. artık eskisi gibi üzülemiyormuşsun gidenin arkasından , sevinemiyormuşsun sevdiğin birinig görmeye . gitmekle gelmek arasına yerleştiriyormuşsun tüm sevdiklerini , gelen gidiyor nasılsa diyormuş aklın sana her seferinde , o nedenle uzak duruyormuşsun paylaşımlardan . her geçen sene duygusuzlaşıyormuş insan meğer. doğumgünü pastanda ki mumlardan belli değil mi zaten , belli bir yere kadar artmıştı sonra azalmaya başladı . kimse ve yani hayat isteklerini karşılayamıyorsa -pastandaki mumlar bile- o zaman senden verdiklerini geri almaya başlıyor .
ben nerden geldim bu konuya bilmiyorum . kendimi serbest bırakınca çıkıyor böyle şeyler . iş bulmam lazım . kredi kartı borcumu -kiramı-elektriği-doğalgazı-ihtiyaçlarımı ödemeliyim - tezimi bitirmeliyim- üds &ales gibi sadece 2 sene geçerliliği olan saçma sınavlardan yüksek not almalıyım - kendi derslerimi de unutmadan bir de açıköğretim var . biri bana kameranın yerini göstersin el sallıcam . hepsi şaka dimi?
halbuki benim okumak istediğim kitaplar , dinlemek istediğim şarkılar , izlemek istediğim filmler , gitmek istediğim ülkeler var . istiyor olmamaın hiç mi önemi yok? o zaman bari kandırmayın çocukken aldığınız boyama kitapları ve renkli kalemlerle . hayat bu derece renksizken neden bu kadar fazla çeşit renkli boya var ki.

Wednesday, December 2, 2009

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...